Open your arms to change, but don't let go of your values

Shamanism

Hayatla ilgili 30 Şaman Öğüdü

1. Yolda yürürken bulduğun bir kuş tüyünü eve getir, bir vazoya koyabilir, asabilir yada rafta bulundurabilirsin. Bu cennetten sana gelmiş güçlü bir tılsımdır. Bu tarz ruhlardan size verilen işaretleri farketmelisiniz.

2. Nehirlerden taş topla. Büyük güç ve enerjileri vardır.

3. Tüm gücünle diğer insanlara yardım etmeye çalış. Eğer mutluluk veremiyorsan en azından zarar verme.

4. Zorluklar birer formalitedir. Ciddi zorluklar, daha ciddi olsalar bile hala formaliteden ibarettir. Gökyüzü oradadır, bazen bulutlarla kapanmış olsa bile bazen biraz çaba göstererek, mesela bir uçağa binerek aynı mavi gökyüzüne ulaşmak mümkündür. Herkese barış!

5. Bir hayale ulaşmak için bazen tüm gereken bir adım atmaktır. Zorluklardan korkmayın, her zaman vardırlar ve olacaktırlar. Hepinize amaçlarınız doğrultusunda temiz yollar!

6. Ahlaki olarak önceliğiniz başka birine zarar vermemek olmalıdır. Bu prensip oldukça güçlü olmalıdır. Sadece şöyle düşünün: “Hiçbir zaman hiç kimseye zarar vermeyeceğim.”

7. Canlılar için bir mutluluk kaynağı olabilirseniz siz kendiniz en mutlu olursunuz. Ve başkalarına acı çektirirseniz siz kendiniz de acı çekersiniz. Düşünün!

8. Günde en az bir saat sessizliğe zaman ayırın. Buna en az iletişime olduğu kadar ihtiyacınız var.

9. Sevebilme yeteneği Dünya üzerindeki en önemli yetenektir. Herkesi sevmeyi öğrenin, düşmanlarınızı bile.

10. Akarsulara çöp atmayın. Asla! Suyun ruhu çok sinirlenebilir. Ruhu yatıştırmak için ekmek, süt yada para atabilirsiniz.

11. Genelde geçmişimizi “altın çağ” yada “altın günler” olarak adlandırırız. Bu bir hatadır. Hayatımızda yaşanan her an tam olarak altın çağdır.

12. Mükemmel bir din ya da inanç yoktur. Kötü bir din de yoktur. Tanrı bir tanedir. İstediğinize dua edebilirsiniz ancak şu emirleri unutmayın: dürüst yaşa, atalarına saygı göster, ve sev.

13. Eğer Dünya’yı değiştirmeyi amaçlıyorsan önce kendini değiştir. Aşkın ve keyfin enerjilerini öğren. Bunlar bir insanın kilit anlarıdır. Gülümsemek, kahkaha ve keyif almanın çok büyük güçleri vardır. Bunu bir defa öğrendikten sonra kendinize sevginin kapısını açacaksınız.

14. Oldukça güzel bir deyiş vardır: Veren eli kısıtlı görme. Eğer mümkünse zayıf ve ihtiyacı olanlara para ver. Miktarı önemli değil ancak vermiş olmak önemlidir.

15. Hayat çok kısadır. Bunu gözyaşları, kavgalar, küfür ve alkol ile çarçur etme. İyi şeyler yapabilir, çocuk yetiştirir, dinlenir ve daha fazla mutluluk verici şeyler yapabilirsiniz.

16. Eğer sevdikleriniz size suçlu olmadığınız bir şey için kızdılarsa onlara sıkıca sarılın, ve onlar yatışıncaya kadar onları bırakmayın.

17. Ruhunuzda bir sıkıntı bir tükenmişlik hissediyorsanız şarkı söyleyin. Kalbiniz hangi şarkıyı söylemek istiyorsa. Bazen o da konuşabilmek ister.

18. Her zaman hatırla: Doğru din, doğru inanç ya da en becerikli şu veya bu inancın din adamı yoktur. Tanrı birdir. Tanrı dağın tepesindedir. Farklı din ve inançlar bu tepeye ulaşmanın farklı yollarını sunarlar. Kime istersen dua et, ancak bil ki senin asıl amacın günahsız olmak değil, tanrı’ya ulaşmaktır.

19. Eğer bir şey yapmaya karar verdiysen kendinden şüphe etme. Korku seni kendinden ve doğru yoldan saptırmaya çalışacak. Çünkü bu kötülüğün ana silahıdır. Eğer ilk defada başaramadıysan ümidini kaybetme. Her küçük zafer seni daha büyüğüne yaklaştırır.

20. Hayatta çok önemli bir şeyi hatırla. Herkes hakettiğini bulur. Problemlerin ruhuna ve düşüncelerine girmesine izin verme böylelikle problemler vücuduna da ulaşamaz.

21. Hayat sana yüzünü ya da başka bir tarafını çevirmiş olabilir. Ancak sadece çok az kimse aslında hayatı çevirenin gerçekte kendisi olduğunu anlıyabilir. Diğerleri hakkındaki tüm kötü düşünceleriniz size geri dönecektir. Kıskançlık da en sonunda size geri gelecektir. Buna neden ihtiyacınız var? Sakin ve ölçülü yaşayın. Kıskanç olmak iyi bir şey değildir ve hiç gerek de yoktur. Bu adamın büyük bir arabası varsa bu onun yüzünü daha güzel yapmayacaktır. Altın aslında kirli bir metaldir. Kıskanç olmaya ihtiyaç yoktur. Daha fazla gülümseyin ve yabancılar da size gülümseyecektir, hem de sevdikleriniz ve tüm hayatınızla beraber!

22. Size saygı gösterilmesini istiyorsanız başkalarına saygı gösterin. İyilik için iyilik, kötülük içinse bu kötülüğü yoksaymak yapılacak en doğru şeydir. Sizi kötü yapmaya çalışan biri onu yoksaydığınız için kendini gerçekte daha kötü hissedecektir.

23. İçmeyin. Hiç içmeyin! Alkol vücudu, beyni ve ruhu öldürür. Ben yıllardır içmiyorum. Eğer şamansanız veya ruhsal bir insansanız içerek bir süre sonra tüm güçlerinizi bitireceksiniz ve ruhlar sizi cezalandıracaktır. Alkol gerçekten de öldürür, aptalca şeyler yapmayın. Rahatlamak için hamama gidin, eğlence için şarkı söyleyin, iletişim ve ortak bir dil bulabilmek için çay için, ve bir kadını daha iyi tanımak için ona şeker verin!

24. Asla pişmanlık duyma! Ne olursa olsun bu ruhların isteğiyle olur ve bu her zaman en iyisidir.

25. Hayvanlara benzeyen taşları özel bir tören olmadan yerden almayın. Aksi takdirde çok ciddi bir nazara maruz kalırsınız. Eğer böyle bir taş bulduysanız ve yanınıza almak istiyorsanız bulunduğunuz yerin ruh efendisine başvurun ve ona bir teklifte bulunun, ardından bu taşı yerde beyaz bir bezle kaplayın ve böyle alın.

26. Güzel bir müziği dinleyerek kendinizi gün içerisinde aldığınız negatif enerjiden arındırırsınız. Müzik meditasyon gibidir. Sizi kendinize ve hayata geri getirebilir.

27. Kalbinizde her hangi bir baskı olmadan rahat nefes alabilmek için, ağlamayı öğrenin.

28. Eğer durum sizin çözemeyeceğiniz bir hal aldıysa ve hiçbir çıkış yoksa elinizi yukarı kaldırın. Ve elinizi sertçe aşağı indirirken “zıkkımın köküne git” deyin. Çok güzel bir deyiş vardır: Sizi yeyip yutmuş olsalar bile en azından 2 çıkış yolunuz vardır.

29. Kadınlar alışveriş yaparken ailelerinin önlerindeki günlerdeki mutluluğunu satın alırlar. Her bir taze, güzel, olgun ve güzel kokan meyve bu ailede mutlu ve sakin bir hayattır. Erkek, kendi tarafından kadına para sağlamalıdır. Böylece kadın en iyi kalitedeki ürünleri seçebilir. Yiyeceğe harcanan paradan kısan bir aile fakirleşir ve mutsuzlaşır. Bu kısıntı aslında sevdiklerinin mutluluğundan kısılır.

30. Kendinizi yanlış ya da birşey hakkında üzülüyorken bulursanız, vücudunuzu düzgün ve akıcı hareketlerle bir dans formunda hareket ettirin. Kötü enerjinizi yoluna sokup zihninizi çektiğiniz acıdan arındıracaksınız.

 

Alınan Kaynak

 

12631362_10208896203590225_341068438777095696_n.jpg


Kızılderililerin Şeref Yasaları;

Kızılderililerin Şeref Yasaları;

1 – Dua etmek için güneşle birlikte kalk. Tek başına dua et, sık sık dua et. Büyük Ruh dinler..
2 – Yollarında kaybolmuş olanlara karşı anlayışlı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve açgözlülük, kayıp bir ruhtan kaynaklanır. Rehberlik bulmaları için dua et.
3 – Kendini, kendi kendine araştır, keşfet. Başkalarının senin yolunu senin için belirlemelerine izin verme. O senin, sadece senin yolundur. Diğerleri o yolu seninle birlikte yürüyebilirler, fakat hiç kimse o yolu senin için yürüyemez.
4 – Misafirlerine evinde saygıyla davran. Onlara en iyi yiyeceklerini ver, en iyi yatağı ver ve onlara saygı ve onurla muamele et.
5 – Herhangi bir kişiden, bir topluluktan, bir çölden ya da bir kültürden olsun, senin olmayan şeyi alma. O ne kazanılmıştır, ne de verilmiştir. Senin değildir.
6 – Yeryüzü üzerindeki her şeye saygılı ol – ister insan, ister hayvan veya bitki olsun.
7 – Diğer insanların düşüncelerini, isteklerini ve sözcüklerini onurlandır. Başka birinin sözünü asla kesme, alay etme ya da taklidini yapma. Herkese kişisel ifadeleri için izin ver.
8 – Başkalarına asla kötü bir şekilde konuşma. Evrene bıraktığın negatif enerji, sana katlanmış olarak geri döner.
9 – Herkes hatalar yapar. Ve tüm hatalar bağışlanabilir.
10 – Kötü düşünceler zihinsel, bedensel ve ruhsal hastalıklara neden olur. İyimser ol.
11 – Doğa bizim için değildir, o bizim bir parçamızdır. Onlar senin dünyasal ailenin parçalarıdır.
12 – Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Onların yüreklerine sevgi ek ve bilgelik ve hayatın dersleriyle sula. Onlar büyürken, onlara büyümeleri için yer bırak.
13 – Başkalarının kalplerini incitmekten kaçın. Verdiğin acının zehiri sana geri döner.
14 – Her zaman dürüst ol.
15 – Kendini dengede tut. Senin Zihinsel ben ‘in, Ruhsal ben ‘in, Duygusal ben ‘in ve Fiziksel ben ‘in – hepsinin güçlü, saf ve sağlıklı olmaya gereksinimi var. Zihnini güçlendirmek için bedenini çalıştır. Duygusal rahatsızlıkları iyileştirmek için ruhsallıkta büyü.
16 – Kim olacağını ve nasıl davranacağını belirlerken bilinçli kararlar ver. Kendi eylemlerinin sorumluluğunu üzerine al.
17 – Başkalarının mahremiyetine ve kişisel yerlerine saygılı ol. Başkalarının kişisel eşyalarına dokunma, – özellikle kutsal ve dini eşyalarına. Bu yasaktır.
18 – İyi talihini başkaları ile paylaş.
19 – Başkalarının dini inançlarına saygı göster. Kendi inancını başkalarına kabul ettirmeye çalışma.
20 – Önce kendine karşı dürüst ol. Önce kendini besleyemezsen ve kendine yardım edemezsen, başkalarını besleyemezsin ve onlara yardım edemezsin.

 

13820682_10210426565608319_2000298541_n


Tuva Türklerinde Şaman Geleneği


WHAT İS “OBOO” ?

Mountain spirits and other powerful gazriin ezen spirits are worshiped at special shrines called oboo, which are tall piles of rocks and tree branches. An oboo is roughly conical in shape, about 6-10 feet tall. When passing by an oboo travelers are required to walk around it three times and place a rock on it. In doing this not only is a person showing respect for the spirit, which would be the least required of him, but in symbolically by adding to the spirit’s power by adding the rock he is receiving windhorse and good luck for his journey. In order to get more windhorse (hiimori) and buyanhishig a person might also make and offering of liquor, milk, or butter. Sometimes car parts will be hung from the tree branches to assure that there will be no brakedowns.

 

 

TUVA, KYZYL

TUVA, KYZYL

Oboo are also the sites of several ceremonies during the year that nearby families or clans would celebrate in honor of the local spirit as well as Father Heaven and Mother Earth and other shamanist spirits. During the celebration of the lunar New Year, or White Moon (Tsagaan Sar), an oboo is made of snow and offerings are made to Father Heaven. Nearby a fire is built that is not allowed to go out for a month; this fire is called Tengeriin oboo (oboo of Father Heaven). Oboos not only represent mountains, but by their upward pointing nature they also represent a point of closer contact between heaven and earth, just as a mountain top is considered to be closer to Tenger and therefore spiritually powerful.

Altai Mountains

Altai Mountains

In Mongolia and Siberia certain mountains and mountain ranges are considered especially sacred. One of the most famous is Burhan Haldun, which lies in the region where Chinggis Khaan was born. It has been sacred since prehistoric times, and burial sites for shamans dot it’s slopes. The Altai Mountains in Mongolia, Tuva, and southern Siberia are considered sacred, and the spirit of the Altai is known as Altai Aab (Father Altai). When shamans in the Altai region travel to visit the clan spirit, they may first travel to the ger of Altai Aab to pay respects. The Sayan Mountains on the border of Buryatia, Mongolia, and Tuva are home to several powerful spirits, and a special type of shaman, the hadaasha, performs rituals to honor these spirits. The thirty-three baatar of Bukhe Biligte Tenger in the Tunken Valley of the Sayan Mountains are an especially important family of spirits. The capital of Mongolia, Ulaan Baatar, was founded at it’s present site almost 400 years ago because of it’s location in a spiritually powerful spot. It lies in a circular valley surrounded by four holy mountains that are revered throughout Mongolia. The four mountains include the Bogd Uul (literally, “Holy Mountain”) to the south, Songino Hairhan to the west, Chinggeltei to the north, and Bayanzurh to the east. Of these, the southern and western mountains are especially interesting. The Bogd Uul is the home of the thunderbird Han garid, a huge bird that can cover the sun and moon with it’s wings and fly into outer space. Songino Hairhan is the home of the spirit of the shaman Songino, who is said to have lived at the time of the founding of Ulaan Baatar. The siting of this city in a circle among four holy mountains located in each of the four directions ensured it’s protections and blessings from all the spirits residing in such a spiritually powerful place.

TUVA, KYZYL

TUVA, KYZYL

TUVA, KYZYL

TUVA, KYZYL

Read more : Sacred Mountains and Trees


Dağlık Altayda Üç Enmek dağı eteklerindeki Kutsal Karakol Doğa Parkında Altay – Kırgız, İtelmen Kamçatka Türklerinin Büyük Ateş, Uçurlu Ot, Otın Akıncı Şaman törenleri


Altai-Kai Söyleşisi

Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu Altai-Kai Söyleşisi

SB: BizeAltaiKai hakkında genel bir bilgi verebilir misiniz?

AltaiKai: Urmat Yntaev grubun kurucusu, yapımcısı, sanat direktörü ve gırtlak müziği çeşitlemeleri uzmanıdır. 1997 yılında Altay Cumhuriyeti Ulagan köyünde “Karaty Kaan” grubunu kurdu ve 2000 yılında AltaiKai olarak grubun adı değiştirildi. Urmat Bey, müziğin aranjmanını kendisi yapıyor ve aynı zamanda “khoomei” (kömey) icra ediyor.

AltaiKai sanatçılarının hepsi bütün “kai” (gırtlak müziği) türleri ve yerel müzik enstrümanlarında uzmanlaşmışlardır.
AltaiKai’nin müziğinin temelini yumuşak ve derin “karkyraa”, büyüleyici “khoomei”, ve Melodik “sygyt” sesi oluşturur, ki bunlar da doğanın seslerini taklit üzerine gelişmiş sanat tarzlarıdır; kuşların etkileyici şakıyışlarını, bir derenin naif şırıltısını,avcı hayvanların etkileyici kükremelerini, ulumalarını taklit üzerine. Aynı zamanda kadın sanatçıların sesleri, komuz (kopuz), topşur ve Altay’a has enstrümanların harmanlanması AltaiKai’nin müziğini özgün yapan unsurlardır.

Bazı sahne performanslarımız:
2006 USA, Washington, D.C. The John F. Kennedy Center for the Performing Arts (live internet broadcast).
2006 USA, Richmond, Virginia. 68th Annual National FolkFestival
2007 Czech Republic, Prague. Czech Philharmonic Orchestra, Dvo&345;ak hall (AltaiKai, Hradistan & Czech Philharmonic Orchestra)
2007 Spain, Sevilla. Lope de Vega theatre (WOMEX and BBC-supported concert)
2008 Great Britain, London. Royal Opera House (BBC live AltaiKai performance recording)
2008 Great Britain, Charlton Park.WOMAD Festival (BBC live broadcast)

AltaiKai diskografimiz:
1.Where Altai is in Rise 2002.
2. Attar 2003.
3. Altaian 2004.
4. Khan Altai 2005.
5. XXI century 2005.
6. Remix 2006.
7. Made in USA 2006.
8. XXI century. Version II 2006.
9. Chveni. AltaiKai, Hradistan & Brno Philharmonic
Orchestra (Czech Republic). 2007.
10.World Top 20. Oino, oino, Komuzym.
THEWOMEXIMIZER 07. (Germany). 2007.
11. DVD 2007.
12. Ulu Khan 2008.
13. Altyn-Taiga 2011.

SB: Kai (Gırtlak Müziği) hakkında bize bilgi verir misiniz?

AltaiKai: Toplamda, Altaylılar 12 çeşit gırtlak müziği yapmaktadırlar.

Temel olarak gırtlak müziği aslında ikiye ayrılır: Kargyra ve Khoomei. Bütün diğerleri bu ikisinden türemişlerdir. Kai müziğinin bütün çeşitlemeleri bir şekilde icracının tarzının izini taşır, ve hepsi temelde icracıya özgüdür.

Düşük (Alçak) sesli stiller:

Kargyra: Alt gırtlaktan çıkarılan sesle icra edilen müzik; ki dağlardan yuvarlanan kayaları anımsatır. Diğer gırtlak müziği tarzlarına nazaran daha çok kahramanlık ve yiğitlik anlatan metinlerin arkaplanında kullanılır.

Tumçuk Kargyra: Burundan çıkarılan sesle yapılan kargyradır, daha yüksek bir ses çıkarır.

Orta sesli stiller:

Khoomei: Toprağın ve rüzgarın sesini taklit eden kai biçimidir. Kömey icracısı toprak anayı çağırır, rüzgarlarla
konuşur, ve toprağın, rüzgarın sesini aşka dönüştürür.

Tumçuk Khoomei: Nasal olarak icra edilen kömeydir.

Yüksek Sesli Stiller:

Sygyt: Kömeyden doğan bir ses… Kulağa rüzgarın ıslığı gibi gelir, ve sesi kömeyden biraz daha yüksektir.

SB: Türkiyeli Türk milliyetçileri AltaiKai grubunu uzun zamandır unutulmuş olan Türk bilgeliğinin ve geleneğinin diriltimesinde önemli bir görev üstlenmiş olarak görüyorlar. Sizce de, AltaiKai’nin sorumluluklarının arasında kültürel öğelerimizin diriltilmesi var mıdır?

AltaiKai: Türkiye Türkleri veAltaylılar aynı köke sahip olmakla, bir çok benzerlik taşırlar. Bu benzerlikler de kültürle yaşatılır, artırılır. Biz de, kültürümüzün özgün değerlerini yaşatarak, buna hizmet ediyoruz.

SB: Hangi dine inanıyorsunuz? Altaylıların geneline hangi dini inanış hakimdir?

AltaiKai: Dini inanışlar bakımından, şaman inancına çok yakınız. Eskiden Altaylılar pagandılar, ve şamanlarını takip ederlerdi. Biz de, aynı dini inanışı taşıyoruz.

SB: Bir gün dünyada bütün Türklerin, en azından kültürel olarak, birleşebileceğine inanıyor musunuz?

AltaiKai: Kültürün sınırları yoktur, o yüzden bütün Türkler bir gün birleşebilir. Ki, birleşmek ancak kültürle mümkündür. Aynı kökleri paylaşan uluslar, bunun bilincine vardıklarında ve bağlarını sıklaştırdıklarında, Türkler birleşmiş olacaktır.

SB: yakın zamanda Türkiye’yi ziyaret etme planlarınız var mı?

AltaiKai: Türkiye’de bir konser verebilmemiz için bir ajans bulmamız gerekiyor. Bulacağız, ve bir gün geleceğiz.

SB: Son olarak Siyah Beyaz okurlarına söylemek, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

AltaiKai: Ezen bolsun karındaş kalık!

Söyleşi: M. Bahadırhan Dinçaslan
Siyah Beyaz KSPD Dergisi


THE LEGEND OF THE DEMIR-KHOMUS

TUVAN LEGENDS AND TALES

The demir-khomus has existed among the Tuvans since time immemorial. The demir-khomus has a chamber sound, and therein lies its special charm.
Its origin is connected in folk memory with the tragedy of star-crossed lovers. The story goes that there lived a young girl who was given against her will to be the wife of a rich man. The young man who loved her was a skilled blacksmith, and when this happened he forged a khomus for himself. Playing on the khomus, he forgot about food and sleep, pouring out all the feeling that overflowed from his soul. In the end, he went out of his mind and killed himself by jumping off a cliff into a swift mountain river. His lover fled from the rich man, and finding out about this, she threw herself off the very same cliff. Only the khomus forged by the hands of the unhappy lover remained.
Konstantin Khlynov


ŞAMANİZMİN BİLİMSEL ARKA PLANI

Bugün birçok ülkede bilimsel çalışmalar disiplinlerarası bilimsel araştırmalar şeklinde yürütülmektedir. Örneğin, dünyamız dışındaki yaşam araştırmaları için astronomi, biyoloji ve hatta kimya bilimleri güçlerini birleştirmiş ve böylece ortaya astrobiyoloji, astrokimya gibi bilim dalları çıkmıştır. Bunun gibi, özellikle son dönemde nöroloji (sinir bilimi) ile farklı disiplinlerin ortaklaşa çalışmasıyla nörobiyoloji, nörokuantoloji gibi bilim dallarından söz edebilmekteyiz. Günümüz bilim anlayışında yeni fikirler ortaya atabilmek ve bu fikirleri destekleyici veriler bulabilmek bazen farklı bilim dallarının ortak çalışmasıyla mümkün olabilmektedir. Belirli bir konuda araştırma yaparken yalnızca tek bir bilim dalının verileriyle çalışmak yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle, ilgili araştırma konusu hakkında doğru sonuçlara ulaşabilmek birçok farklı açıdan yaklaşım yapmayı gerektirmektedir. Bu makalede, son dönemde disiplinlerarası bilim dallarında gerçekleştirilen deneylerin sonuçlarına dayanarak şamanizmin kökeninde yar alan ve günümüze kadar hiç araştırılmayan, görmezden gelinen olgular bilimin verileri kullanılarak açıklanmaya çalışılmıştır.

Şamanlar (kam, bakşı, böge, udagan vb.) söz konusu olduğunda klasik bilim görüşünün konuya yalnızca teorik ve yüzeysel baktığı, bu nedenle de şamanizmin mistik veya ezoterik olarak düşünülmesi gerektiği algısı ortaya çıkmıştır. Şamanların sahip olduğu birtakım yeteneklerin bilimsel yöntemlerle nasıl açıklanabileceği hiç düşünülmemiş, düşünülse de şamanizme yalnızca sosyolojik ve dinsel açıdan bakılmış, şamanların olağandışı zihinsel yetenekleri bir türlü bilimsel “veri” olarak tanımlanamamıştır. Bunun nedenlerinden biri şamanizm araştırmalarının yalnızca sosyologlar, tarihçiler veye Türkologlar tarafından yapılıyor olmasıdır. Bir sinir bilimcisinin veya kuantum fizikçisinin şamanizm ile ilgilenmesi ve bu konuyla ilgili bilimsel bir araştırma yapmış olması ülkemizde pek sık rastlanan bir durum değildir. İkinci neden ise disiplinlerarası çalışmaların ülkemizde maalesef henüz farkına bile varılamamış olmasıdır. Halbuki en basitinden şamanların o veya bu şekilde zihinlerinde gördükleri ve tasarladıkları şekiller, desenler, sahneler ve de bunların kaya üstlerine, mağara duvarlarına ve daha sonra halı ve kilimlerimize resmedilmiş olmaları bilimsel bir “veri”dir. Şamanların bazı hastaları iyileştirebilme yetenekleri bilimsel bir “veri”dir. Şamanların insanüstü veya doğaüstü denilen “geleceği görme”, “telepati” gibi terimlerle açıklanan fenomenleri gerçekleştiriyor olmaları da bilimsel bir “veri”dir. Çünkü bu olgu çok kez gözlenmiştir, fakat ne yazık ki akademisyenler tarafından sürekli görmezden gelinmiştir. Sık olarak gözlenen bu durumların veri sınıfına alınmaması ya da daha doğru bir söylemle görmezden gelinmesi bilimin yöntemi olamaz. Görmezden gelmek, bilimsel kılıflara uymuyor demek, bilimsel değil bilim dışı bir yöntemdir. Bilim, verileri elinin tersiyle itmez, aksine olayların üstüne gider, araştırır, veri toplar ve olumlu veya olumsuz bir sonuç sunar.

Arınma ayini, Kızıl,Tıva

Arınma ayini, Kızıl,Tıva

Şamanların bitkileri ve hayvanları duyabildikleri, onların ruhlarıyla iletişime geçebildikleri veya en azından haklarında öyle düşünüldüğü bilinen bir olgudur. Basit deyimle, şamanlar doğada gerçekleşiyor olan birtakım fenomenlerin farkındadırlar veya bunu algılama konusunda sıradan insanlardan daha hassastırlar. Burada şamanizme bir gizem, mistik bir olay gözüyle bakılırsa şamanların garip ve anlaşılamaz davranışlarından dolayı onlara bu gibi şeylerin atfedildiği veya yakıştırıldığı fikri ortaya atılabilir. “Ruh” terimi, mistik, ezoterik bir kavram olduğundan, yalnızca bu kelimenin çağrıştırdığı algı nedeniyle çoğu bilim insanının şamanizmi bilimsel araştırmalara konu edemeyecek olması öngörülebilir. Fakat, burada ‘ruh‘ terimine dinsel veya ezoterik değil de fiziksel bir gerçeklikmiş gibi bakıldığında sorun da ortadan kalkmış olacaktır. Örneğin, kızılötesi kameraların biz insanlar gibi yaşam formlarını algılayabiliyor olmasının nedeni insan bedeninin, daha doğrusu bedeni oluşturan hücrelerin saldığı ışınımdır. Bu ışınımı kızılötesi kamera teknolojisi henüz ortaya çıkmamışken görme kabiliyetine sahip veya algıları buna hassas olan hipotetik bir kişi, pekala onu ‘ruh’ veya ‘ruhlar’ şeklinde tanımlayabilirdi. O halde, yalnızca gelenekselleşmiş bir kelimeye takılıp, onun ardına sığınıp bu şekilde olası verileri görmezden gelmek bilimsel anlayışa sığmaz diye düşünülebilir. Bilim insanı, “Acaba bu olgunun arka planında ne olabilir?” mantığıyla problemlere yaklaşmalıdır.

The Head of the Shamanistic Center,Kızıl,Tıva

The Head of the Shamanistic Center,Kızıl,Tıva

Acaba bitkiler modern insanın ve bilim insanlarının zannettiği gibi kendi halinde, öylece kaynatılıp yenilmeyi bekleyen ve yalnızca oksijen ihtiyacımızı karşılayan canlılar mıdır, yoksa bir zamanlar şamanların tanımladığı türden gizemli yaşam formları mıdır? Şamanlar bitkilerin birbiri ile iletişim kurabildiklerine, ormanın bu nedenle kendileriyle konuşabildiğine inanırdı. Bu tür bir konuşma elbette bir diyalog şeklinde ele alınmamalıdır. Nevill Drury‘e göre şamanlık bir görü (vision) geleneğidir, doğal dünyanın tanrı ve imgeleriyle bağ kurmaya yarayan değiştirilmiş bilinç konumlarının eski bir kullanım pratiğidir [1]. Peki bitkiler birbirleriyle iletişim kurabilir mi? Şamanlar doğadaki örüntüleri görebilir ve ritimleri algılayabilirler mi? Türklerde neden “kömey (khöömei)” denilen bir gırtlak müziği vardır ve bu müziğin esas kaynağı şamanlar mıdır? Kuantum biyoloji, nörokuantoloji gibi bilimler şamanların dünyasını anlamak adına bize yeni bir yol gösterebilir mi? Şimdi bu sorulara cevap arayalım.

Bitkilerin ses dalgalarıyla etkileşebildiklerine ve onlardan fiziksel olarak etkilendiklerine dair gerçekleştirilen bilimsel çalışmaların sayısı son dönemlerde giderek artmaktadır. Bu bilimsel çalışmalardan birinde bitkilere yöneltilen ses dalgaları sonucunda onların fiziksel ve kimyasal yapılarında meydana gelen olası değişimler konu alınmıştır. Dr. Reda Hassanien ve çalışma arkadaşlarının gerçekleştirdikleri bazı deneylerin sonuçları 2014 yılında ‘Journal of Interactive Agriculture’ dergisinde yayımlanmıştır. “Bitkilerde Ses Dalgalarının Etkileri Konusunda Gelişmeler” adlı makalede şu bilgiler aktarılmıştır: “Ses dalgası teknolojisi birçok farklı bitkiye uygulanagelmiştir. Farklı frekanslardaki ses dalgalarının, ses basıncı düzeylerinin, pozlama (uygulama) sürelerinin ve ses kaynağının bitkiden olan uzaklığının bitki gelişimine etki ettiği gözlenmiştir. Deneyler açık hava ve sera koşullarında farklı işitilebilir ses frekanslarında ve ses basıncı düzeylerinde yürütülmüştür. 1 kHz frekansta, 100 dB (desibel) şiddette ve 0.2 metre uzaklıkta (kaynağın bitkiden olan uzaklığı) callus hücrelerinin hücre duvarı akışkanlığının ve hücre bölünmesinin daha iyi sağlandığı ve aynı zamanda koruyucu enzimlerin ve endojenik hormonların daha aktif olduğu gözlenmiştir.” [2]. Bu bilimsel deneyin de gösterdiği gibi bitkiler ses dalgalarına karşı duyarsız değildirler. Günümüzde ses dalgaları ve bitkiler arasındaki ilişkiyi ele alan çalışmalar ‘biyoakustik’ adı verilen çalışma alanında yapılan deneyler ile birlikte yürütülmektedir.

Bitkilerin birbirleriyle kimyasal madde ve ses dalgaları aracılığıyla iletişim kurabiliyor olmaları bilimsel yöntemlerle kanıtlanabilir mi? Elbette bunun için öncelikle bu fenomenlerin bilimsel yöntemlerle ele alınabileceğini düşünebilen açık fikirli bilim insanları gereklidir. Bunlardan biri Batı Avustralya Üniversitesi’nden Monica Gagliano‘dur. Gagliano, biz insanların doğanın bize sundukları konusunda aşırı korumacı olduğumuzu ve kendimizi kapalı bir kutudaymış gibi sınırlandırdığımızı, aslında doğanın bize kullanabileceğimiz birçok şey sunduğunu belirtmektedir [3]. California Üniversitesi’nden Richard Karban, son 15 yılda elde ettiğimiz bilgilere göre bitkilerin kendi aralarında kurdukları iletişimin eskiye oranla daha fazla kabul edilebilir olduğunu dile getirmektedir. Yine Karban‘a göre uçucu organik bileşikler (VOCs: Volatile Organic Compounds) ilk kez bitki bilimciler Jack Schultz ve Ian Baldwin tarafından 1980’lerin başında teorik olarak öne atılmış ve bugün bu uçucu bileşiklerin bitkilerin kendi aralarındaki iletişimlerde kullanılıyor olduğu kanıtlanmıştır [4]. Gagliano‘ya göre bitkilerin kökten-köke meydana getirdikleri alarm sistemleri, ekosistemi yani ağaçların oluşturduğu ormanı birbirine organik olarak bağlamaktadır. Gagliano, bu internet benzeri ağın, mantarlar aracılığıyla gerçekleşmesinin mümkün olduğunu ve ayrıca bitkileri birbirine bağlayan bu ağ yoluyla akustik sinyallerin de gönderilebileceği bilgisini vermektedir [5]. Radboud Üniversitesi’nden Josef Stuefer‘e göre de bitkiler kendi aralarında bir iletişim şebekesi oluşturabilmekte ve hatta bitki virüsleri bu ağı kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmektedir [6]. British Columbia Üniversitesi’nden Orman Ekologu Suzanne Simard ise yaptığı bilimsel araştırmada ilginç sonuçlara ulaşmıştır. Simard‘a göre ormanda yer alan yaşlı ve dev ağaçlar daha genç ve küçük ağaçlara mantarların bizzat oluşturduğu bir ağ aracılığıyla bağlanabilmektedir. Bu dev ağaçların olmadığı ortamlarda ise çok sayıda fide ve ağaç bile bu iletişimi verimli olarak sağlayamamaktadır. Simard, dev ağaçların tüm bitki ekosistemini bu ağlar aracılığıyla yönetebiliyor olabileceğini de düşünmektedir. Simard‘ın son araştırmasına göre ormanda bir bölgede dev bir ağaç (ana ağaç diye tanımlıyor) kesildiğinde, ardından daha genç ağaçların dayanıklık kat sayılarının azaldığını tespit etmiştir [7]. Dr. Grace Augustine[1] ise ağaçların kökleri arasında nöronlar arasındaki sinapsların yaptığı türden bir çeşit elektrokimyasal iletişimin olabileceğini belirtmiştir [8]. Şamanlar için en önemli ögelerden biri olan ve kültürümüzün derinliklerine kadar işlemiş olan hayat ağacı veya dünya ağacı motifine bir de bu gözle bakabilir miyiz? Şamanların ruhsal veya göksel yolculuklarında kullandıkları, üst, orta ve alt dünyaları birbirine bağlayan hayat ağacının kökeni acaba aktarılan bu bilimsel fikirlerde aranabilir mi? Hayat ağacının kökeni ormanları yöneten dev ve yaşlı ağaçlar mıdır? Yoksa şamanlar hayat ağacına ruhsal olarak tırmanmıyorlar da bu dev ağaçların diğer ağaçlarla gerçekleştirdikleri elektrokimyasal iletişime mi ortak oluyorlar? Veya şamanlar bu iletişimi bir şekilde algılayabiliyorlar mı? Kamlar bu elektrokimyasal ağa sindirdikleri bazı özel mantar ve bitki türleri aracılığıyla, onların zihinsel etkisiyle bağlanıyor olabilirler mi? Öyle görünüyor ki, şamanizmin bilimsel arka planında biyoakustik ve biyokimya gibi bilim dalları bulunmaktadır. Gagliano‘nun şu sözleri tam da bu noktada önem kazanmaktadır: “Şamanlar bitkilerin seslerini duyabildiklerini ve bu sesleri öğrenebildiklerini söylerler. Belki de bizim daha önce dikkat etmediğimiz noktalara önem verdiler. Bu gerçekten ilgi çekici. Biz bu bağlantıyı kaybetmiş olabiliriz fakat bilim günümüzde bunu yeniden keşfetmek için çalışıyor.” [9]. Bugün özellikle Orta Asya’daki Türklerin yaptığı ‘kömey (khöömei)’ denilen gırtlak müziğinin kökeninde şamanizmin olduğu düşünülebilir mi? Şamanların bu sesleri doğayı dinlemek, onu dillendirmek amaçlı yaptıkları düşünüldüğünde onların doğa-ritim-ses bağlantısını çok iyi algılayabilmiş ve içselleştirmiş olduklarını söyleyebiliriz. Belki de şamanlar kendi çıkardıkları seslerle ve yardımcı psikoaktif bitkilerin sindirimiyle birlikte zihinlerinde birtakım imgeler yaratabiliyor ve onlardan bazı anlamlar çıkartabiliyorlardı.

Hayat Ağacı,Kazan,Tataristan

Hayat Ağacı,Kazan,Tataristan

Şamanizmin bilimsel arka planında biyoakustik, biyokimya bilim dallarının yanında nöroloji ve kuantum fiziği de yer alıyor olabilir mi? Son dönemde disiplinlerarası bilimler olan kuantum biyoloji ve nörokuantolojinin çalışma alanları hakkında çok sayıda makale yayımlanmıştır (Grandpierre ve ark., 2013[2]; Gardiner ve ark., 2010[3]; Sayın 2011[4]; Persinger ve Dotta, 2011[5]; Limar 2011[6]; Tarlacı 2010[7]). Bu bilimsel makaleler kuantum fiziği prensipleri (kuantum dolanıklık, kuantum sıçraması vb.) ile beyin aktiviteleri arasındaki ilişkileri konu almıştır. Bugüne kadar görmezden gelinen veya üzerinde durulmayan beyin ve zihin kaynaklı fenomenlerin gizemi kuantum fiziği – nöroloji ilişkisi ile çözülmeye çalışılmaktadır. Şamanların da deneyimlerinde zihin kapasitelerini fazlasıyla kullandıklarını düşündüğümüzde eğer varsa kuantum fiziği – zihin – bilinç ilişkisini iyi anlamak gerekmektedir. O zaman şamanizm bir mistizm olmaktan çıkıp bilimsel bir veri sınıfına konulabilecektir. Şamanın ruhsal yolculuğunun bilimsel arka planını California Üniversitesi’nden Michael Winkelman şu şekilde açıklıyor: “Şamanizm insan bilişselliğinin doğasında kökleri bulunan, görünür deneyimlerle temsil edilen görsel sembolizmi üretmek adına beynin farklı seviyeleri boyunca olan bilgiyi birleştirmek için bilincin değiştirilmiş durumunu irtibatlandıran bir olgudur.” [10].

İnsanlar gelecek hakkında bilgi sahibi olabilir mi veya henüz yaşanmamış bir olay insanları etkileyebilir mi? Klasik fiziğin nedensellik ilkesine göre bu mümkün görünmese de son dönemde yapılan bazı bilimsel deneyler bunun mümkün olabileceğini ortaya koyuyuyor. Cornell Üniversitesi’nden Psikolog Daryl Bem bu tür deneyleri yapan ve olumlu sonuçlar alan bilim insanlarından yalnızca biridir [11]. Bunun dışında çok sayıda deneyin sonucunda geleceği görme ve önsezi olaylarının yaşanabildiği gösterilmiştir (Puthoff ve Targ, 1976[8]; Targ ve Katra, 1998[9]). ESP (Extrasensory Perception: Duyudışı Algılama) fenomeni ve özellikle önsezi kuantum zihnin (quantum mind) bir sonucu veya onun gösterilmiş özellikleri olarak açıklanmaktadır (Temkin 1982[10]; 1999[11]). Temkin‘e göre insanların geleceği öngörebilmeleri onlara evrimsel açıdan da büyük bir avantaj sağlayabilir, çünkü insan toplulukları bu şekilde birçok potansiyel tehlikeden korunabilir [12]. Northwestern Üniversitesi’nden Psikolog Julia Mossbridge ve çalışma arkadaşlarının bilimsel bir deneyde elde ettikleri sonuçlarda ise deneklerin 1-10 saniye sonrasını görebildikleri belirtilmiştir. Deneyde, deneklerin 1-10 saniye sonrasında karşılarına çıkacak olan uyarıcıya önceden tepki verebildikleri gözlenmiştir. Deney grubu bu fenomene ‘Öngörülü Nedensel Olmayan Aktivite‘ adını vermiştir. [13]. Bu deney sonuçları açıkça gösteriyor ki, kültürümüzde de binlerce yıldır yer alan altıncı his, içine doğmak, hissetmek gibi terimlerin bilimsel arka planının olması şiddetle muhtemeldir. Şamanlara atfedilen gelecekten haber verme ve bunu toplumun yararına kullanma olgusunun arka planında nörobiyoloji, nörokuantoloji gibi bilim dallarının olduğunu görebilmekteyiz. Ayrıca, yine rüyalar ve telepati fenomeni ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalar bu fenomenlerin de bilimsel yöntemlerle açıklanabileceğini öngörmektedir. Özellikle anneleri ile çocukları ve birbirine duygusal olarak çok yakın olan çiftlerin telepatik deneyimler yaşıyor olması bilim insanları arasında hararetle tartışılan konulardan biridir. Bu konuda en ciddi deneyleri Cambridge Üniversitesi’nden Rupert Sheldrake yürütmektedir [14]. Yakın bir gelecekte insanların ve dolayısıyla şamanların telepatik yetenekleri konusundaki bilgi düzeyimizi arıtabilecek deney sonuçlarıyla karşılaşabiliriz.

Şamanların iyileştirici güçleri veya en azından vücudun belirli yerlerindeki hastalıkları doğru tanımlayabilmelerinin nedenini bilimsel arka planda arayabilir miyiz? Cevap evettir. Şamanların insanların hastalıklı bölgelerini, organlarını saptayabilmelerinin bir yolu var: biyofotonlar. Biyofotonlar, biyolojik sistemlerden yayılan oldukça zayıf şiddette foton salınımlardır (Bishof 1995). Bitkilerin tüm yaşayan hücreleri, hayvanlar ve de insanlar çıplak gözle görülemeyen ancak özel donanımlarla algılanabilen bu ışınımı yayarlar. Bu ışık salınımı, yaşayan bir hücrenin fonksiyonel durumunun da göstergesidir. Dolayısıyla herhangi bir ölçüm yapıldığında hücrenin o anki fonksiyonu anlaşılabilir olur. Sağlıklı ve kanserli hücreler biyofoton salınımlarındaki farklılıklar incelenerek tespit edilebilir. Günümüz kanser araştırmalarında bu yöntem kullanılmaya başlanmıştır. Erken hastalık tanısı, kimyasal ve elektromanyetik kirlilik testleri ve biyoteknolojinin bazı alanlarda bu yöntemler uygulanmaktadır [15]. Nöropsikolog Karl Pribram‘a göre beynin ve sinir sisteminin ve belki de tüm insan bedeninin oluşturduğu biyofoton alanı, hafızanın ve bilinçle ilgili diğer fenomenlerin altında yatan sebep olabilir [16]. Görüldüğü üzere vücutta herhangi bir zarara uğramış ve hastalıklı olan bir bölge biyofoton salınımdaki farklılıklar nedeniyle vücudun sağlıklı bölgelerinden ayrılabilir. Gözle görülemeyen bu etkiyi acaba bazı şamanlar beyinlerinin henüz işlevini bilemediğimiz bölgelerinin aktif olmasıyla algılıyor olabilir mi? Ya da birtakım psikoaktif bitkiler yardımıyla biyofoton salınımları onlara görünür oluyor olabilir mi? Peki şamanlar hasar görmüş bu bölgeleri nasıl iyileştirebiliyordu? Ses dalgaları ve müzik bu sorunun cevabı olabilir mi? Ses dalgaları ve müzikle iyileştirme olgusu hakkında da bilimsel deneyler tasarlandığını ve gerçekleştirildiğini burada belirtelim. Özellikle Dr. Mitchell Gaynor’un bu konudaki çalışmaları dikkat çekicidir [17]. Büyük bir cesaretle fakat haklı olarak sorduğumuz bu soruların bilimsel deneyler sonucu olumlu veya olumsuz olarak cevaplandırılabileceğini umalım.

Görüldüğü üzere hakkında çok şey yazılan ve çizilen şamanizm yalnızca sosyolojik ve dinsel açıdan ele alınmamalı, özellikle son yıllarda hızla gelişen disiplinlerarası bilim dallarınının yaklaşımlarıyla birlikte dikkate alınmalıdır. Bugün mistik yönleriyle ifade edebildiğimiz şamanizm hakkında eldeki veriler dışında yeni bilimsel verilerle desteklenirse çok daha fazla şey öğrenebilir. Artık şamanizme yeni çağ (new age) akımının bir parçası, ruhçu ya da spiritüel açılardan bakılmamalı, şamanizm bu sınıfa sokulmamalıdır. Şamanizme bilimsel perspektiften bakarak inançlarımızın kökenindeki doğacı, bilimsel felsefeyi kavrayabilmeliyiz.

Özgür Barış Etli


Gökyüzünü bulutların sardığı zamanlarda bulutların arasından sızan gün ışığı HUUN-HUUR-TU

Gökyüzünü bulutların sardığı zamanlarda bulutların arasından sızan gün ışığı HUUN-HUUR-TU

İlhamlarını Asya Türk kültüründen, Şamanizmin derin derin hissedişinden, doğa sevgisinden, insan sevgisinden alan ve New York Times’ın “Müziğin mucizesi” olarak tanımladığı dünyaca ünlü Huun Huur Tu müzik topluluğu Türkiye’de.

GRUBUN İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Farklı bir tarz olsun istedik güneş gibi vursun, çarpsın anlamında. Gökyüzünü bulutların sardığı zamanlarda bulutların arasından sızan gün ışığı demek.

Daha önce dünyaca ünlü Frank Zappa, The Cheieftains, Guitar gibi gruplarla çalışmalarda bulundunuz, Türkiye’den kimlerle çalışmak isterdiniz?

Tam olarak ünlü müzisyenlerinizi tanımıyoruz, bu konuda bilgi alıp eğer o müzisyenler de isterlerse Türkiye’de de çalışmalar yapmak isteriz.

1997’de Türkiye’de bulunduğunuzda Bulgar grubu Angelite ile konser verdiğinizde, o zamanki Türkiye ile şimdiki Türkiye arasında bir fark görüyor musunuz?

Daha önce İstanbul’a geldik, şu an ilk defa Anadolu’ya geliyoruz. Bir karşılaştırma yapmamız oldukça güç.

Şarkılarınızın ana teması genelde hikâye odaklı, mesela chira khoor (cırra hor) şarkısında kocası kendisinin kol ve ayaklarını kestiğinde kendi kendini iyileştiren altın prenses Aldyn (dangynal)’ın hikayesinden söz eder.

Huun Huur Tu

Huun Huur Tu

Bu hikâyelerin ve şarkıların ilham noktası nedir?

Ortaya çıkış serüveninden bahseder misiniz?

Bu şarkıları biz tarih boyunca, hayat boyunca gezerek, Tuva da ve Moğolistan’da yaşayan halk hikâyelerinden çıkarıyoruz. Dilden dile yayılarak günümüze ulaşmış mistik hikâyeler.

NEDEN GELENEKSEL ÇALGI ALETLERİ KULLANIYORSUNUZ?

Bunları aletleri öğrenme süreciniz aileden mi geliyor yoksa müzikle uğraşmaya başladığınızda mı merak sardınız?

Bunlar bizim geleneksel aletlerimiz, babadan aileden gelmiştir. İlk öğrenme sürecimiz gelenekten ve ailemizden gelmektedir. Ayrıca bazı çalgı aletlerini grubumuzdan Alexsey Saurıglar yapıyor.

Müzik hayatınızdaki en büyük başarınız olarak tanımladığınız olay neydi?

Sahneye çıkışımız, böyle farklı bir müzik yapmış olmamız bir başarıdır. Bizim için de seyirciler için de birer hatıra oluyor. Yaptığımız çalışmalar hayatlarımızdan bir sahnedir. Halk yaptığımız müziği seviyorsa biz devam ederiz.

Favori şarkılarınız arasında en çok sevilen fly fly my sandess,orai la boldula gibi parçalar sizce neden bu kadar sevildi?

Halk bu şarkıları belki daha iyi hissediyor olabilir. Kelimelerin anlamlarını bilmeseler bile duyguları bu şarkıları sevmelerini sağlıyor.

Albüm isimleriniz; “Sürümde 60 atım var”, “Bir kartal olarak doğmuş olsaydım eğer” gibi geleneksel bir grup olduğunu çağrıştırıyor, geleneklerinizi özellikle vurgulamak için mi bu isimleri seçtiniz?

Elbette ki, ayrıca daha ayırt edici olsun, anlamları derin olsun diye bu tür isimler seçiyoruz.

Kaigal-ool Khovalyg

Kaigal-ool Khovalyg

9-Kayseriyi nasıl buldunuz?

Dağlar gözümüze çarptı ve muhteşemdi, burada kendimizi evimizde gibi hissettik. Tuva’dan, Sayan dağlarından çıkan Türklerin, neden buraya dağlık bölgeye geldiklerini anlıyoruz, öz ataları da dağlarda yaşamışlardı

10-Müziklerinizdeki ilham kaynağı nedir?

Bizim memleketimiz, dağlarımız, kültürümüz en büyük ilham kaynağımız. Amerikalı etnik müzik yapan bir müzisyen etnik müziği şöyle tanımlar; bizim yaptığımız müzik temel oluşturur. Bu şarkıları dinlerken dinleyicinin gözünün önünde resim çizer, o bölgelere gitmeyen kişi bu müzikleri dinleyip gözünde canlandırabiliyor. Bizim ilham kaynağımızın çıkış noktası da tam olarak, tabiatla insanın karşılaşması macerasını ve sevgisinin mesajını veriyoruz müziklerimizde, tabiat ve insan sevgisini buluşturuyoruz.

Müziğin Mucizesi


TUVA’DA GELİN İÇİN YAPILAN BİR ALKIŞ (DUA)

Düzenli kurulacak çadırlı ol kızım,
Tepeyi bürüyecek mallı ol kızım,
Kayalar, taşlar kadar etli ol kızım,
Sürüler kadar mallı ol kızım.

Eyerlediğin rahvan olsun kızım,
Sahip olduğun gümüş olsun kızım,
Öncü atın yürüyüşlü olsun kızım,
Yürüyenin rahvan olsun kızım.

Ağaçkakan gibi süslü ol kızım,
Keklik gibi eş dostlu ol kızım,
Koşarak dolaşılamayacak ağıllı ol kızım,
Şaşılacak kadar çok mallı ol kızım.

Dünya çiçekleri gibi güzel ol kızım,
ikiz ağacın kozalağı gibi eş dostlu ol kızım,
Ak boğa derisinden mataralı ol kızım,
Ak kayından kepçeli ol kızım.

Yazıya sığmaz yılkılı ol kızım,
Ağıla sığmaz koyunlu ol kızım,
Avlanmayı bilen oğullu ol kızım,
Yumuşak huylu kızlarla ol kızım.

Girip çıkacak halklı ol kızım,
Yağlı ballı yemekli ol kızım,
Yararlı aşlı, yemekli ol kızım,
Yanında bulunacak eş dostlu ol kızım.

Gireni karşıla kızım.
Çıkanı uğurla kızım,
Acıkanı doyur kızım,
Azana merhamet et kızım.

Hesaplı olma kızım,
Kepçeyle yemek pişirme kızım,
Cimri olma kızım,
Kaşıkla yemek koyma kızım.

Yola gidecek atlı ol kızım,
Çadır dikecek oğlanlı ol kızım,
Nakışlarla bezeli elbiseli ol kızım,
İğne tutar kızlı ol kızım.

Rüzgar gelirken barınaklı ol kızım,
Bela gelirken savunmalı ol kızım,
Oturup yaşayacak saraylı ol kızım,
Oddan, ateşten Tanrılı ol kızım.

Atalarına layık ol kızım,
Milletinle gurur duy kızım,
Ova geçerken tozlu ol kızım,
Geçit aşarken mallı ol kızım.

Alkış:
Tuva düğününün bir başka özelliği ise geline alkış tutmaktır. Bu işi yapmak için Askak – Kaday (aksak kadın)’ın çok yaran dokunur. Akrabalardan uygun olan biri “aksak kadın” olarak seçilir. Aksak kadın bir bez içinde yulaf ve elinde
balta taşır. Aksak kadın bezdeki yulafı yerlere saçalayarak ve baltayla da yerlere vurarak yürür. Gelin ise aksak kadının eteğinden tutarak peşinden gider. Aksak kadın balta ve yulafını en son girdiği çadırda bırakır.
Aksak kadın, gelini kayın babası ve kaynanasının evine getirir. Kaynana bir kaseye süt koyarak önce kendi tadına bakar, sonra gelinine verir. Gelini de sütün tadına bakar ve tekrar kaynanasına verir. Bu gelenek gelinle kaynanasının tanışmasını ve yüz açmayı sağlar. Kayın babanın evinde gelin için alkış tutulur. Alkış, duayı kadınlar da erkekler de yapabilir. Bazılan çok güzel dua, alkışta bulunurken, bazılan da bu işte acemidir. Alkışta bulunmak yeni ev kurmuş gençlere çoluk çocuklu, varlıklı, sağlık içinde yaşamasını dilemektir. Tuvalarda alkış olmayan düğün olmaz.

Prof. Dr. Ekrem ARIKOĞLU

Halk edebiyatı ürünü olarak alkışlar; halkın mitolojisini, günlük
hayatını, iyilik ve kötülük hakkındaki duygu ve düşüncelerini, güzellik
ve çirkinlik anlayışlarını, hastalık ve hastalık sebepleri ile bunların
tedavi yöntemlerini, doğa-insan ilişkilerini, gök, yer, atalar kültü gibi
halk bilgisinin çeşitli yönlerini dua ve dilekleri vasıtası ile
yansıtmalarından oluşan ve bazen doğal halleri korunarak bazen de
yeni kültür unsurları ile özdeşleşerek gelecek kuşaklara aktarılan
kültür öğeleridir. Alkış kelimesinin temelini dualar oluşturur. Türk
sözlü kültür unsurları içinde önemli bir yer tutmaktadır. Alkışlar daha
çok bir yakarış şeklinde, kadirşinaslığın göstergesi olarak bir dilekte
bulunma veya yapılan bir iyiliğe karşılık iyilik istemedir. Bunun zıttı ise
beddua (kargış veya ters bata) olarak ifade edilebilir.

Enver KAPAĞAN

Edegey-Altın Bulak-Tuva- Fotoğraf Aşkın Çakır

Edegey-Altın Bulak-Tuva- Fotoğraf Aşkın Çakır


TUVALARIN ESKİ GELENEKLERİ / Yere, Suya ve Göğe Karşı Yapılmaması Gerekenler

Tuvalılar göğü atası olarak görmüştür. “Mavi göğüm”, “Ak göğüm”, “Kara
göğüm” diye Tuva insanı göğü kutsayarak yaşamıştır. Bundan başka evrende
dokuz gök var. Bunlara sabahki çay saçılmazsa, mutluluk eksilir. Tuvalılar gökyüzü
hakkında kötü sözü kesinlikle söylemez. Ona sadece tapınır, yalvarır ve saçı
sunar. Eski Tuvaların düşüncesine göre; mavi gök yeryüzündeki her şeyi görür
ve duyar. Dokuz göğün ucunda ak gök var. Orada “azarlar”, “hoorlar” adlı
halk yaşar. O halklardan çıkan Şaman çok güçlüdür ve ateş edilmekle öldürülemez.
Eski Tuvalılar güneşe taparmış. İnsanın sağlıklı olması, tok yaşaması; yeryüzünde
yetişen ağacın, ekinin bol olması aydınlık güneşe bağlıdır. Güneşe doğru
bakarak gevezelik edilmez, tükürülmez, bağrılmaz denir. Güneşe kötü gözle bakanların,
cehenneme gittiğinde dilini keserlermiş.
Ulu Tanrı kuyruğunu salladığında yıldırım çakması; göğsünü hırıldattığında
deprem olurmuş. Yıldırım çaktığında insan at üzerinde gitmez, giderse başına
yıldırım düşer. Eski Tuvarlarda yağmur yağarken, gök gürlerken, yıldırım çakarken
küçük çocuklar dışarı çıkarılmaz ve gürültü yaptırılmazmış.
Tuvalılar aya da tapınırmış. Atalarımız aya bakarak; havanın yumuşak veya
sert olacağını bilirlermiş. Çıkan ayın durumuna bakarak; nasıl bir rüzgar eseceğini,
yağışın kar mı, yağmur mu olacağını, havanın soğuk mu, sıcak mı olacağını
dosdoğru tahmin ederlermiş. Anne babalar öncelikle çocuklarına ayı gösterip
havanın nasıl olacağını öğrettiklerinden, çocuklar havanın açılacağı zamanı bilirlermiş.
Ay tutulduğunda öksüz erkek kişiyi bağırtarak, ayın rızası alınırmış.
Aya tapınılmazsa gecenin geçip geçmeyeceği bilinmezmiş.

Eski Tuvalar yere “kitap” der. Yer ile insanın göbeği birbirine bağlıdır. Eski
devirlerde çadır içinde bebek doğduğunda, bebeğin eşi, çadır içinde kazılan bir
çukura gömülürmüş. Bu gelenek insanla toprağın birbirine bağlılığını gösterirmiş.
Toprak kutsal, toprağı kazmak eşelemek yasaktır. Yerden biten çiçekleri
koparmak da yasaktır. Çiçekle çocuğun ruhu eşittir. Bu yüzden eski Tuvalar çiçekleri
yolmazlarmış. Yer üstündeki dağları, nehirleri, bitkileri eskiden beri korumuş
ve esirgemiştir.
Yemişi olan bitkileri kesmek yasaktır. Siyah frenk üzümü, kızıl frenk üzümü,
yaban mersini, çilek gibi meyveler toplanırken dalları koparılmaz, sadece meyveleri
alınır. Dağ servisini kesmek yasaktır. Kuş kirazı bulunan yerlerdeki ağaçlar
kesilmez.
Orman içinde oturulup ateş yakılan yerden ayrılırken, yakılan ateş söndürülür.
“Ateşten artmaz” şeklindeki atasözü küçük çocuklara aileleri tarafından öğretilir.
Avlanmaya çıkan avcılar, konakladıkları yerden ayrılırken, otağın ateşini
söndürüp, çadırlarının yanını temizleyip, paklayıp ayrılırlar.
Tuzlu yer kutsaldır. Eski Tuvalar tuzu büyük nimetten saymışlardır. Tuzlu
göller ve dağları kutsal kabul ederek bu bölgelere çadırlarını kurmamışlardır.
Doğduğu yerin tuzundan tadan insan soğuktan hastalanmaz derler. Yere düşmüş
bir tutam tuz görüldüğünde üstüne basması da yasaklanmıştır.
Akarsuya bent vurulmaz. Büyüklü küçüklü dağları olan Tuva’ da büyüklü küçüklü
ırmaklar vardır. Sarp dağlardan çıkıp akan küçük derelerde balık pek çoktur.
Bu tür suların önüne bent çekilmez. Irmağın, derenin önüne bent vurmak fakirleşmenin
bir işaretidir. Eski Tuvalar ince dereleri; üzerine tomruklar atarak
geçerlermiş. Daha büyük ırmaklar ise atla veya salla geçilirmiş.
ırmak suyuna çöp dökmek, leş atmak yasakmış.
Dalları birbirine değer iki ağaç birbirinden ayrılmaz. Orman içinde dalları
birbirlerine girmiş iki ağaç yetişmişse; oranın insanlarının birbirleriyle ilişkileri
derin olur derler. Bir kökten birden fazla gövde çıkar ise bu gövdeler kesilmez,
çünkü; bu gövdeler o bölgenin zenginliğine işarettir.
Besi hayvanına otlatılacak yerler ayrılır ve korunur. Tuva kültüründe her türlü
besi hayvanının farklı şekillerde otlatılması vardır. Otlaklar yılın dört mevsimine göre farklılık gösterir. Otlaklara ekin ekilmez, ateş yakılmaz ve civardaki ağaçlar kesilmez. Su olmayan yere ekin ekilmez. Ekin; arklann, kanallann ulaştığı yere ekilir.
Tuvalar eskiden beri arpa, buğday, yulaf yetiştirmişlerdir. Ekin içine giren dişi karaca öldürülmez, ürkütülerek kovalanır.
Prof. Dr. Ekrem ARIKOĞLU

Tuva

Tuva


TUVA KAMLARI

 

Tuvaları diğer Türk topluluklarından ayıran en belirgin özellikleri
Budist-Lamaist oluşlarıdır. Budizm Tuva’ya 13-14. yüzyıllarda gelmiş fakat
yaygınlaşması XVIII. yüzyılın ilk yarısından itibaren olmuştur. Tuva’da
Budizm inancı kabul edilmekle birlikte, kamlık inancı da ortadan kalkmamış,
iki inanış birlikte yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. Budizm-lamaizm
ile kamlık arasındaki temel farklılıklar şu şekilde sıralanabilir: 1. Budizmde
sadece erkekler lama olabilirler. Oysa kamlıkta kadınlar da kam olabilir. Hatta
bazı kadın kamların erkeklerden daha güçlü olduğuna inanılır. 2.Budizm
kitaba dayanır, lamalar Budizm kitaplarından bölümler okuyarak mesleklerini
icra ederler. Kamların yazılı kaynakları yoktur. Tefiyle, tokmağıyla o anda
aklına gelen alkışlarını söyleyerek kamlık ederler. 3.Lamalar Buda’ya dua
ederler. Kamların çeşitli eerenleri vardır. Eerenler kamın ruhlarla bağlantı
kurmalarına yardımcı öğelerdir. Kamın tefinden giyimine, elbisesinin
üzerindeki yılanlara, kuş tüylerine, halkalara varıncaya kadar hepsi kamın
yardımcılarıdır. Her kamın irtibat kurduğu ruhlar ve bu ruhların güçleri de farklı
olduğundan, her kamın tedavi edeceği hastalık türleri de farklılık gösterir. İyi
bir kam kendinin tedavi edemeyeceği bir hastayı, o konuda uzman olduğunu
düşündüğü farklı bir kama gönderir.

Budizm-lamaizm ve kamlık inancının bu farklı yönleri bulunmasına
karşılık, içinde yaşadığımız tabiata saygılı olarak, onunla uyum içerisinde
yaşama felsefesi her iki inanç sisteminde de ortak özelliktir ve bir arada
yaşamalarını sağlar.
1928 yılında Tuva’da 3500 lama vardı. (Aynı tarihte Tuva’nın nüfusu 65
bin kadardı.) Çünkü her aile erkek çocuklarından birinin lama olmasını
istiyordu. Aynı şekilde 1920’li yılların başında 20 tane hüree (Budist tapınağı)
bulunuyordu. 30’lu yılların başında bu tapınakların ve lamaların sayısı hızla
azaldı. 1931 yılında Tuva’da 787 lama ve 725 kam kalmıştı. Bu kamların
yarıya yakını kadındı. (Fridman, 2003, s.181) Özellikle 1930’lu yıllarda
lamaların ve kamların faaliyetleri yasaklanmış bu yasaklara uymayanlar ağır
şekilde cezalandırılmıştır. 1944 yılına gelindiğinde Tuva’da hiç lama kalmamış,
kamlar açık bir şekilde mesleklerini icra edemez olmuşlardır. Bu durum
SSCB’nin dağılmasına kadar devam etmiştir. Sovyetler Birliğinin çöküşüyle
Tuva’nın başkenti Kızıl’da ve Kızıldağ kasabalarında hüreeler açılmış ve
buralarda lamalar çalışmaya başlamışlardır. Aynı şekilde kamlar da etnograf ve
yazar Monguş Kenin Lopsan önderliğinde bir dernek kurmuşlar, başkentte
Düngür (kam tefi) adını verdikleri bir tedavi merkezi açmışlardır. O zamandan
beri iki inanç sistemi de yaygınlaşarak varlıklarını devam ettirmektedir.
Bizde yaygın olarak kullanılan şaman kelimesi Tuva’da ve Sibirya’nın
diğer Türk topluluklarında kullanılmaz. (Şaman kelimesinin kökeni hakkında
bak. Günay,Güngör s.137-142) Bunun yerine “kam” kelimesinden gelen “ham”
kelimesi kullanılır. Kamların yaptığı iş ise hamnaar “şamanlık etmek” fiiliyle
karşılanır.
“Tuva’da uygulandığı biçimiyle Şamanizm, insanları şaman aracılığıyla
yukarı ve aşağı dünyanın ruhlarına bağlayan bir inanç sistemidir. Şaman vecd
haline (hipnoz durumu da denir) geçiş sayesinde atalarının ve doğanın
ruhlarıyla konuşarak kehanette bulunabilen ve geleceği tahmin edebilen,
ruhlarını kaybetmiş ya da hastalıktan ıstırap çeken kişileri iyileştiren ve
topluluğun sağlığı için ayinler yapan dinsel uygulayıcıdır. (Fridman, 2003,
s.182)
Kamların erginlenmesi tabirini , “inisiyasyon” kelimesi karşılığı
kullanıyoruz. Bu normal insanların normal, sıradan olmaktan çıkıp kam olma
yolunda adım atmaları, kamlık yoluna girmeleri anlamına gelmektedir. Bu
adım bazen kalıtım yoluyla anne karnında atılırken, bazen yetişkin, normal bir
insanın ıssız bir ormanda uyku sırasında cinlere çarpılıp kam özellikleri
kazanması şeklinde olabilmektedir. Tuva kamlarında kam özelliği kazanma
yolları şu şekilde sıralanabilir
1.Kalıtım Yoluyla kam olanlar (Izıguur salgaan hamnar). 2.Gök
kökenli kamlar. (Deer uktug hamnar) 3.Yer, su iyelerinden kamlar. (Çer, sug
eezinden hamnaan hamnar) 4. Aza soyundan kamlar. (Aza uktug hamnar)
5.Albıs soyundan kamlar. (Albıs uktug hamnar) (Lopsan, 1992, s.4)
Kamlar kamlık kökenlerini sanatlarını icra ederken dile getirirler. Bu daha
çok törenin başladığı sırada, kamın kendisini tanıtması sırasında olur. Kam
kökeninin gücünü belirtirken, kendilerine seslendiği ruhlara daha inandırıcı
gelmekte, onların sözünü niçin yerine getirmeleri gerektiğini belirten
açıklamalar yapmaktadır.

Tıva - Arınma ayini

Tıva – Arınma ayini

 

1.Kalıtım Yoluyla kam olanlar (Izıguur salgaan hamnar).
Büyük Türkolog W.Radloff Sibirya’da yaptığı gözlemlere dayanarak
kalıtım yoluyla kamların erginlenmesini çok güzel şekilde tarif eder. “Şamanlık
bilgisi ırsîdir ve babadan oğla intikal eder… Cetlerin kuvvetiyle şaman olarak
tespit edilen şahıs, azalarında birdenbire bir gevşeklik hisseder, bu hal şiddetli
bir titreme ile kendini gösterir. Onda kuvvetli bir gayri tabii esneme başlar,
göğsünde ağır bir tazyik hisseder, birdenbire şiddetli seslerle bağırma ihtiyacı
duyar, sıtmalı gibi titrer, gözleri şiddetle döner, birdenbire yerinden sıçrayarak
deli gibi etrafında dönmeye başlar, nihayet ter içerisinde yere yuvarlanır ve
saralı çırpınmalarla kramp içerisinde kıvranır. Azaları bir şey duymaz, eline ne
geçerse yakalar ve yutmaya bakar… Şamanlığa tayin edilen kişi cetlerin
arzusuna karşı gelir ve Şamanlık yapmak istemezse korkunç ıstıraplara katlanır
veya azgın bir şekilde delirerek kısa zamanda kendisine kıyar veya hastalığının
artmasından ölür.” (Radloff, 1994, s.19)
Günümüz Tuva kadın kamlarının en ünlüsü olan Ay Çürek’in öyküsü de
şöyledir: Ay Çürek’in doğduğu gün çok kötü bir fırtına varmış. Ay Çürek’in ilk
ağlaması duyulduğunda fırtına birdenbire dinmiş ve bulutların arkasından ay
görünmüş. Bu yüzden ailesi ona Ay Çürek (Ay Yürek) adını vermiş. Ay
Çürek’in annesi kammış ve onun yetenekleri Ay Çürek’e geçmiş. Çocuk
yaşlarda ruhlarla bağlantı kurmaya başlamış. Sık sık hastalanıyormuş. Ailesi
onu pek çok kez psikologa götürmüş ise de derdine çare bulunamamış. İlk
çocuğunu doğurduktan sonra sağlığı daha iyiye gitmiş. 1993 yılında katıldığı
kamlar toplantısında Kamlar derneğinin başkanı M.Kenin Lopsan tarafından
yeteneği keşfedilmiş. Bu sırada otuz yaşındaymış ve o zamandan beri kamlık
yapıyormuş. Her geçen gün kamlık yeteneği artmış, yeteneğiyle birlikte şöhreti
de. İtalya’da bir büro açmış. Orada Tuva kamlık geleneğini batılılara tanıtmaya
çalışıyormuş. (Deusen, 2000)
Kalıtım yoluyla kam olduklarını kamlar alkışlarında dile getiriyorlar. Bu
alkışlarda bazen doğrudan kamlık alınan kişiden bahsedilirken, bazen kamlar
yedi atadan beri kamlık genlerini taşıdıklarını gururla söylüyorlar. İşte bu
alkışlardan bazı bölümler:

Erkek kamın kam kökenine alkışı:
Çedi çılın çevegletken Yedi yılda cenazesi bekletilen
Çerniŋ sugnuŋ eezi bolgan Yerin, suyun iyesi
Ham-na adam hamı düşken Kam babamdan tevarüs eden
Karaŋ körnür oğlu boor men. Gaybı görenin oğluyum ben.
Kadın kamın kam kökenine alkışı:
Kara çerge düjerimde Kara yere düşerken
Hannıg hinim kestirerimde Kanlı göbeğim kesilirken,
Ham-na avam hamı düşken Kam annemden tevarüs eden
Hamnaar bolgan urug boor men Kamlık edecek olan kızım ben.

2.Gökten kamlayanlar. (Deer uktug hamnar)
Sibirya Türk topluluklarında göğün çeşitli katlardan oluştuğu inancı
yaygındır. Tuva inancına göre gök dokuz katlıdır. Dokuz kat göğün en üst
katında Hayırakan (Kayra Kan) yaşar. Yedinci katta ise Hayrakan’ın
yardımcıları, göklerin halklarından olan Azarlar ve Hoorlar olarak adlandırılan
topluluklar vardır. Bazı kamlar kamlık yeteneklerini bu gökyüzündeki
topluluklardan almaktadır. Hastaları tedavi ederken kendi köklerinden
olduklarına inandıkları bu toplulukları yardıma çağırırlar.

Övür Bölgesinden Torgalıglı Kamın Gök kökenli olduğunu anlatan alkışı:
Aarıgga açılıg men Hastalığa iyi gelirim
Çovulaŋga çozulug men. Sancılardan kurtarırım.
Kırlıg çılan Sert yılan (eren)
Kımçılıg men Kamçılıyım
Argalıg albıs Kurnaz cin
Aybıçılıg men Yardımcılıyım.
Çaar derden surgamçılıg men. Yağışlı gökten eğiticiliyim.
Çayaan derden ızıguurlug men. Yaratıcı gökten soyluyum.
(Lopsan, 1992, s.19)

Gök kökenli kamın karaciğer hastalığına alkışı
Doŋga başka Kap kacakta
Dolganmaŋar Dolaşmayın
Tos-la deerje Dokuz göğe
Dalajıŋar Acele edin
Çee-çeeŋer. Haydi, haydin
Çee-çeeŋer. Haydi, haydin
Kara baarga Karaciğere
Handıvaŋar. Kanmayın
Kara deerje Kara göğe
Kazırgılaar! Kasırga gibi!
Çee-çeeŋer. Haydi, haydin.
Çee-çeeŋer. Haydi, haydin.
(Lopsan, 1992, s.11)

3.Yer, su iyelerinden. (Çer, sug eezinden hamnaan hamnar)
Tuvaların inancına göre yer, dağ, aşıtlar, şifalı sular, kam ağaçların
iyeleri (sahipleri) vardır. Bu sahiplerin kızdırılmaması, onlara saygı gösterilip
dua edilmesi gerekir. Bu iyelerle iyi geçinilerek tabiatın insana sunduğu yararlı
ürünleri artırılması sağlanabilir.
Çerniŋ çive çerge çoruur. Yerin sahibi yerde olur.
Sugnuŋ çive sugga çoruur. Suyun sahibi suda olur.
Adırılbayn turar bolza Ayrılmadan durulursa
Ançıg aksın körgüzeveer. Kötü yanını gösterir.
Hoorulbayn turar bozla, Kımıldamadan durulursa,
Konçug aksın körgüzeveer. Kötü huyunu gösterir.
Ernim-bile düjürbedim. Dudağımla düşürmedim.
Edeem-bile çelbivedim. Eteğimle silkelemedim.
Eldep eren çive kılbaŋar. Tuhaf şeyler yapmayın
E’tten ırap emirliger. Etten uzaklaşıp ayrılın.
Söökten ırap domurlugar Kemikten uzaklaşıp kaçın
Çövün bodap bojuulagar. İyiyi düşünüp çözümleyin.
Bagın söglep baglaşpayn. Kötüyü söyleyip bağlanmayın
Bajın, barın aartpayn Başını, bağrını ağrıtmadan
Baglaaşkanın koşkadıŋar Bağlananı çözün
Doŋnaaşkanın adırıgar. Birleşeni ayırın
(Lopsan, 1992, s.30)

Çinçi, şuru daştıg hemner eeleri! İnci boncuk taşlı ırmakların iyeleri
Çitkennerim dileeliŋer, suraalıŋar. Kayıplarımı arayalım, soralım
Aldın, möŋgün daştıg hemner eeleri! Altın, gümüş taşlı ırmakların
iyeleri
Aarıglıgnı ajaap körel, çedip kelem. Hastaları koruyalım haydi gelin.
Artış, şaanak çıdı dolgan bedik taygam! Ardıç kokusu dolan yüksek
taygam
Arjaan sugnuŋ üner dözü ulug sınım, Kaplıca suyunun kaynağı
yüksek
dağım
Ajı-töldüŋ amı-tının alır deeştiŋ, Çoluk çocuğun canını kurtarmak
için
Artış şaanak, agı, kaŋgı kıpsıp tur men. Ardıç, pelin yakıyorum.
(Lopsan, 1992, s.29)

4. Aza ve Buk soyundan. (Aza uktug hamnar)
Azalar ıssız yerlerde, eski yurt ve obalarda, nehir kıyılarında, çukur
yerlerin ağzında bulunur. Daha çok akşam kızıllığında ortaya çıkarlar. Bazen
sadece sesleri duyulur. Çoğunlukla insan kılığındadırlar. Bunun dışında köpek,
kuş, yabanî hayvan kılığında da olabilirler.
Azaya benzeyen diğer bir ruh da buk’tur. İnsanların daha önce yaşadığı
ve halen yaşamakta oldukları çadırlarda görülürler. İşkence görmüş insan
tipindedir. Ortaya çıktığı yerde kötü kalpli insanın bulunduğuna inanılır.
Korkutucu ve zehirlidir. Bu yüzden buk’la karşılaşan insan hastalanabilir. Bu
durumda kam çağrılmalıdır. Buklu yerlerden atla geçilirse at hareket edemez
olur. Atı yeniden hareket ettirmek için atın dört tabanının bastığı yerin
çevresindeki toprak bıçakla kesilir gibi çizilmelidir.

Aza soyundan kamın azalara alkışı:
Azalarım! Çetkerlerim! Cinlerim! Şeytanlarım!
Aray-la beer, şala-la beer, Biraz buraya, azıcık buraya,
Aştan- çemden çip-le algaş Aştan yemekten yiyerek,
Aalıŋarje çanıptıŋar. Obanıza dönüverin.
Aarıg kiji bodun sadıp, Hasta kişi kendini satıp
Aksı-barılga tudup olur. Ücretini ödüyor.
Attan-hölden munup algaş, Ata binite binerek,
Aalıvısçe çana berger. Obamıza dönüverin.
(Lopsan, 1992, s.30)

Aza kamının aza ve erlik yerini alkışlaması
Aza-la oran amır oran. Cinlerin yeri sakin bir yer.
Aştavas sen, suksavas sen. Acıkmazsın, susamazsın.
Ajıŋ-çemiŋ ında belen Aşın yemeğin orada hazır
A’dıŋ-hölüŋ baza-la bar. Atın binitin de var.
Erlik oran eki-le oran. Erlik yeri iyi bir yer.
Endeves sen, türeves sen. Ölmezsin, yitmezsin
İjer-çiiriŋ ında belen, İçeceğin yiyeceğin orada hazır,
İdik-heviŋ baza-la bar. Kılık kıyafetin de var.
(Lopsan, 1992, s.31)

5.Albıs ve Diiren soyundan. (Albıs uktug hamnar)
Albıs’lar insanların yaşamadığı ıssız yerlerde guruplar hâlinde görülür.
Albısların yeri yurdu, obası oymağı vardır. Kendi aralarında misafirliğe gidip,
tanışıp düğün yapıp evlenirler. Albıs’la karşılaşınca bazı kişilerin anlayışı
zayıflar, hatta müzmin hastalığa yakalanabilirler.
Diiren insanlar satranç oynarken dayanamayıp yanlarına gelir. Çünkü
satranç oynamayı çok sevmektedir. İnsan Diiren’i satrançta yenerse bir müddet
insanın emrine girer ve ne isterse yerine getirir. Diiren insana musallat olursa
onu kovmanın yolları vardır. Ondan sekiz ayaklı yeşil renkli at bulup getirmesi
istenir. O da atı aramaya gider…

Albıs kökenli kamın Diirenlerine alkışı:
Amı-tınım çamdı bolgan, küjü bolgan
Albıs, şulbus, diireŋnerim aray-la beer.
Hayatımın parçaları, güçleri
Cadı, şeytan, cinlerim biraz buraya
Aza, çefker tudup aldım, körüŋerden.
Argajıŋar, ködürüŋer, boojuulaŋar.
Cin şeytan yakaladım bakınız,
Yardım edin, kaldırın, acele edin.

Prof. Dr. Ekrem ARIKOĞLU

 

Tıva - Arınma ayini

Tıva – Arınma ayini


TUVA – ŞAMANİZM

“Tuva’da uygulandığı biçimiyle Şamanizm, insanları şaman aracılığıyla yukarı
ve aşağı dünyanın ruhlarına bağlayan bir inanç sistemidir. Şaman vecd haline (hipnoz
durumu da denir) geçiş sayesinde atalarının ve doğanın ruhlarıyla konuşarak kehanette
bulunabilen ve geleceği tahmin edebilen, ruhlarını kaybetmiş ya da hastalıktan ıstırap
çeken kişileri iyileştiren ve topluluğun sağlığı için ayinler yapan dinsel uygulayıcıdır

Kamlar kamlık kökenlerini sanatlarını icra ederken dile getirirler. Bu daha çok
törenin başladığı sırada, kamın kendisini tanıtması sırasında olur. Kam kökeninin
gücünü belirtirken, kendilerine seslendiği ruhlara daha inandırıcı gelmekte, onların
sözünü niçin yerine getirmeleri gerektiğini belirten açıklamalar yapmaktadır.

Arınma Ayini Kızıl,Tıva

Arınma Ayini Kızıl,Tıva

1.Kalıtım Yoluyla kam olanlar
Büyük Türkolog W. Radloff Sibirya’da yaptığı gözlemlere dayanarak kalıtım
yoluyla kamların erginlenmesini çok güzel şekilde tarif eder. “Şamanlık bilgisi ırsîdir
ve babadan oğla intikal eder… Cetlerin kuvvetiyle şaman olarak tespit edilen şahıs,
azalarında birdenbire bir gevşeklik hisseder, bu hal şiddetli bir titreme ile kendini
gösterir. Onda kuvvetli bir gayri tabii esneme başlar, göğsünde ağır bir tazyik hisseder,
birdenbire şiddetli seslerle bağırma ihtiyacı duyar, sıtmalı gibi titrer, gözleri şiddetle
döner, birdenbire yerinden sıçrayarak deli gibi etrafında dönmeye başlar, nihayet ter
içerisinde yere yuvarlanır ve saralı çırpınmalarla kramp içerisinde kıvranır. Azaları bir
şey duymaz, eline ne geçerse yakalar ve yutmaya bakar… Şamanlığa tayin edilen kişi
cetlerin arzusuna karşı gelir ve Şamanlık yapmak istemezse korkunç ıstıraplara katlanır
veya azgın bir şekilde delirerek kısa zamanda kendisine kıyar veya hastalığının
artmasından ölür”

2. Gökten kamlayanlar.
Sibirya Türk topluluklarında göğün çeşitli katlardan oluştuğu inancı yaygındır.
Tuva inancına göre gök dokuz katlıdır. Dokuz kat göğün en üst katında Hayırakan
(Kayra Kan) yaşar. Yedinci katta ise Hayrakan’ın yardımcıları, göklerin halklarından
olan Azarlar ve Hoorlar olarak adlandırılan topluluklar vardır. Bazı kamlar kamlık
yeteneklerini bu gökyüzündeki topluluklardan almaktadır. Hastaları tedavi ederken
kendi köklerinden olduklarına inandıkları bu toplulukları yardıma çağırırlar

3.Yer, su iyelerinden
Tuvaların inancına göre yer, dağ, aşıtlar, şifalı sular, kam ağaçların iyeleri
(sahipleri) vardır. Bu sahiplerin kızdırılmaması, onlara saygı gösterilip dua edilmesi
gerekir. Bu iyelerle iyi geçinilerek tabiatın insana sunduğu yararlı ürünleri artırılması
sağlanabilir.

4. Aza ve Buk soyundan.
Azalar ıssız yerlerde, eski yurt ve obalarda, nehir kıyılarında, çukur yerlerin
ağzında bulunur. Daha çok akşam kızıllığında ortaya çıkarlar. Bazen sadece sesleri
duyulur. Çoğunlukla insan kılığındadırlar. Bunun dışında köpek, kuş, yabanî hayvan
kılığında da olabilirler.
Azaya benzeyen diğer bir ruh da buk’tur. İnsanların daha önce yaşadığı ve halen
yaşamakta oldukları çadırlarda görülürler. İşkence görmüş insan tipindedir. Ortaya
çıktığı yerde kötü kalpli insanın bulunduğuna inanılır. Korkutucu ve zehirlidir. Bu
yüzden buk’la karşılaşan insan hastalanabilir. Bu durumda kam çağrılmalıdır. Buklu
yerlerden atla geçilirse at hareket edemez olur. Atı yeniden hareket ettirmek için atın
dört tabanının bastığı yerin çevresindeki toprak bıçakla kesilir gibi çizilmelidir.

5. Albıs ve Diiren soyundan.
Albıs’lar insanların yaşamadığı ıssız yerlerde guruplar hâlinde görülür.
Albısların yeri yurdu, obası oymağı vardır. Kendi aralarında misafirliğe gidip, tanışıp
düğün yapıp evlenirler. Albıs’la karşılaşınca bazı kişilerin anlayışı zayıflar, hatta
müzmin hastalığa yakalanabilirler.
Çeşitli yollarla kam olma gelenekleri bulunmakla beraber ataları arasında güçlü
kamlar bulunanların daha etkili kam olduğu inancı halk arasında yaygındır.

Prof. Dr. Ekrem ARIKOĞLU

 

Arınma Ayini Kızıl,Tıva

Arınma Ayini Kızıl,Tıva


Shamanism cuts across all faiths

“Because it is not an organized religion as such, but rather a spiritual practice, shamanism cuts across all faiths and creeds, reaching deep levels of ancestral memory. As a primal belief system, which precedes established religion, it has its own symbolism and cosmology, inhabited by beings, gods, and totems, who display similar characteristics although they appear in various forms, depending upon their places of origin.”

~ John Matthews, “The Celtic Shaman”

Kuragino-Kyzyl

Kuragino-Kyzyl


Throat singing styles

There are various techniques of khoomei, some giving the effect of multiple tones by emphasizing overtones. Some famous groups from Tuva who feature throat-singing are Huun-Huur-Tu, Chirgilchin and the Alash Ensemble and National Tuvan Orchestra.

Throat singing styles are endless, but generally Tuvan’s recognize five styles:
1. Khoomei (Xoomei) is a midrange style, featuring a subtle overtone melody. It can be used with singing worlds.
2. Borbangnadyr is a rolling style reminiscent of water in a stream.
3. Sygyt is high overtone whistle.
4. Kargyraa is a low, rumbling style
5. Ezengileer is style that imitates the metallic clanging of ezengi.

Some Instruments:
1. Igil is two a stringed bowed instrument held between the legs. Igil could be like the great-great grandpa of the cello.
2. Doshpuluur is a three-stringed instrument. The front and back are made of skin.
3. Byzaanchy meaning “calf” four-stringed bowed instrument.
4. Mergu is end blown overtone flute
5. Limpi is open side six-hole flute.
6. Shynggyrash is basically bells made from horse tackle.
7. Kengirge is large frame drum. First introduced by Tibetan Buddhist and both sides are made of goatskin.


The old yurts

The old yurt is covered with animal skin and some parts by birch tree bark. In the mind of a Siberian the yurt is always in the centre of universe and microcosm. The entrance faces south. Behind the fire is the most honored spot located on the north side.The left side is for women and right is for men; the right is also where they keep their weapons and ritual objects. The left side is also the cooking area.
Movement in the yurt is important and must be done in a clockwise direction —this direction is according to the path of sun. The path of the sun acts as a time clock during the day. The centre of the yurt is the most sacred place and is where the fire is located.
see more: http://karel.hlobil.com/siberia


Shamanism and Music

People may have different opinions of shamanism and its music, but nobody can completely ignore this phenomenon. Although music is only one layer of shamanic culture, being rooted in the humanity and folklore images and can be called as a ‘Forefather’ of modern literature as well as roots nature interrelated in all its diversity of centuries. While preparing for a shamanic ritual, the shaman has to throat-sing a sygyt piece. The symbolic essence of sygyt is to help the soul call his spirit-helpers.The shaman sets up a soundscape using the natural setting: rustling breezes, bird calls, voices of domestic animals. Music helps the shaman and other participants in kamlanie to locate and enter the inner world, opening the inner spiritual ear. Secondly, musical sounds call spirits and transport the shaman on a journey. Thirdly, both the rhythm and timbre of the musical sound help the patient through the effects of specific frequencies of the human body and promote healing.Throat singing (Khoomei) is one of many ancient arts. Some people believe that khoomei was birthed from a desire to speak the language of nature, translating the earthly sounds of a whistling wind, rivers and gurgling brooks into human tones supported by spirits. This very unusual singing technique involves a single vocalist producing two and sometimes three distinct tones simultaneously.
see more: http://karel.hlobil.com/siberia


Zaman Yolcusu Türklerin izinde – Tuva -Belgesel

Türkler… Sonsuz bozkırların çocukları… Doğudan batıya, durmaksızın, ışığın peşinde koşanlar… At üstünde geçen, destanlarla dolu, en az 4 bin yıllık öykünün kahramanları… Birbirinden farklı yüz ve ifadeler… Ama aynı dili konuşan insanlar..! Kim bu Türkler… Türk ismi ilk kez nerede ve kimler için kullanıldı? Orta Asya onların gerçek vatanı mı? Neden batıya göç ettiler? Geride kimler kaldı? Kimlere Türk deniyor..? Orhun Yazıtları’ndan, Yenisey kıyılarındaki Şaman ayinlerine… Kızgın Gobi Çölü’nden, eksi 20 derecedeki Tanrı Dağları’nın doruklarına… Uzmanlar, tanıklar, ve biraraya getirilen binlerce yıllık bulgular…


Tuva: Shamans and Spirits

Clips from a moving documentary of the Foundation for Shamanic Studies’ 1993 expedition to help, at their invitation, the Tuvan peoples of Central Asia revive their shamanic traditions, nearly destroyed under Soviet Communism. Michael Harner offers commentary on shamanism and shamanic healing.


Chamanes de Tuva

Après des décennies de persécutions soviétiques, les chamanes de Touva reviennent glorieusement sur le devant de la scène. Depuis le début des années 90, cette petite république sibérienne au sud ouest de la grande Russie, aux accents plus mongols que slaves, re-découvre avec bonheur et de manière assez chaotique ses traditions, croyances et coutumes. Dans la capitale, Kyzyl, les centres chamaniques affichent la liste des rituels proposés et leur tarif. Les chamanes reçoivent dans leur cabinet de consultation aux heures de bureau et les clients font sagement la queue comme dans n’importe quel dispensaire. Maladies, malheurs, mal-être, malédiction, mauvais sort : toute la journée les diagnostics fusent, mais rapidement des solutions sont proposées. Car l’avantage avec les esprits, c’est que tout peut se négocier et se réparer. Kara Ool est le grand chef chamane du centre Adyg Eeren, le totem de l’Ours. Il est responsable d’une dizaine de chamanes qui vivent au centre. Tous ont des histoires personnelles complexes et sordides qui, de la folie à la misère, en passant souvent par l’alcoolisme, les ont menés à s’installer dans ce centre et à y trouver réconfort et stabilité. Ils y ont surtout trouvé un statut social : enfin, ils peuvent être reconnus comme chamane. Accéder à la fonction chamanique n’est pas un choix personnel, mais un appel des esprits ancêtres qui vont tourmenter le candidat élu jusqu’à ce qu’il accepte son destin et devienne leur intermédiaire auprès des vivants. La cure thérapeutique est une négociation avec les esprits rendue possible par le don spécial du chamane, qui lui seul peut leur demander la réparation du mal. Le chamane n’est rien, ont-ils l’habitude de dire, seuls les esprits ont du pouvoir. Depuis quelques temps, des occidentaux viennent aussi leur rendre visite. Certains veulent devenir chamanes, d’autres ont des problèmes à régler, mais dans les deux cas, la confrontation culturelle ne va pas de soi. De nombreux malentendus persistent quant à la fonction même du chamane et sa cure thérapeutique. Des deux côtés des ajustements sont nécessaires pour que la rencontre puisse se faire malgré tout. Certains chamanes vont même jusqu’à adapter leurs pratiques pour répondre aux besoins de leurs nouveaux clients et apprentis potentiels. La rencontre du New Age et des pratiques ancestrales donne un chamanisme épuré des contingences culturelles qui tend à un chamanisme universel. La république de Touva deviendrait-elle un nouveau lieu touristique, mêlant spiritualité et exotisme? Cet article propose de le découvrir. Laetitia Merli, Reporter et réalisatrice de documentaires Docteur en Anthropologie, Spécialiste du Chamanisme en Mongolie et en Sibérie

Voir plus : http://picturetank.com/v2/?module=site&action=displayContactSheet&randomId=755de4c54c42d66b462711bf77d241f0&lang=fr&infoSet=o&orderSet=o&publicLanguagesOnly=1

Rituel pour l'éclipse solaire par le Chaman Tatiana.

Rituel pour l’éclipse solaire par le Chaman Tatiana.

Rituel pour l'éclipse solaire par le Chaman Tatiana

Rituel pour l’éclipse solaire par le Chaman Tatiana

Le Chaman Yury Nikolaevich Orchak dans son bureau en plein rituel.

Le Chaman Yury Nikolaevich Orchak dans son bureau en plein rituel.


Shamans of Tuva

Shamans of Tuva. With the split of Soviet Union spiritual and religious practices used to arise in former Soviet republics. New forms of traditional practices appeared to be, forms never existed before. Today practicing shamans in Tuva are organised into several competitive societies. They are officially registered to the state as practicing religious organisations, they pay taxes, have they own office, secretary and stuff, receive their clients to the cabinets of former state medical clinics. One of the most interesting and marginal societies between them- “Adyg Eeren” (“Spirit of Bear”) is located to the former clinic of the capital of Republic Tuva- Kyzyl. The chief of the society, shaman named Adyg- Tulush Kara-ool Dopchun-oglu is one of the descendors of an ancient tuvinian clan of bear. Each shaman in Adyg- Eeren is a caracteristic personality with it’s own unique history. Among others the only russian shaman in Tuva Dmitry Markov practicing to Adyg- Eeren. The report includes a number of events: ritual for the solar eclipse, ritual for calling of spirits at Kaa- Hem (Valley of Ancestors) at Maly Enisey river, healing of german tourist, healing of french anthropologist Laetitia Merly. Also- ritual of “cleaning” the car, shamans playing chess, working meeting of the group and issuing a “card of shaman”, medical examining of shamans by the doctors of the city clinic. The report was done in collaboration with a french anthropologist, specialist on contemporary shamanism, Doctor Laetitia Merly. The events took place to capital of republic of Tuva, town of Kyzyl in August 2008
See More: http://picturetank.com/v2/?module=site&action=displayContactSheet&randomId=755de4c54c42d66b462711bf77d241f0&lang=en&infoSet=o&orderSet=o&publicLanguagesOnly=1

Chief of Adyg- Eeren, shaman Adyg- Tulush Kara-ool Dopchun-oglu doing a ritual in his office

Chief of Adyg- Eeren, shaman Adyg- Tulush Kara-ool Dopchun-oglu doing a ritual in his office

Ritual of calling for spirits at Kaa- Hem (Valley of Ancestors) at Maly Enisey river. Drying and warming up a ritual drum before the ritual.

Ritual of calling for spirits at Kaa- Hem (Valley of Ancestors) at Maly Enisey river. Drying and warming up a ritual drum before the ritual.

Ritual shamanic drum between "Nivea" and "Adidas" in the offices of Adyg- Eeren

Ritual shamanic drum between “Nivea” and “Adidas” in the offices of Adyg- Eeren