Open your arms to change, but don't let go of your values

DOCUMENTARY

ŞAMANİZMİN BİLİMSEL ARKA PLANI

Bugün birçok ülkede bilimsel çalışmalar disiplinlerarası bilimsel araştırmalar şeklinde yürütülmektedir. Örneğin, dünyamız dışındaki yaşam araştırmaları için astronomi, biyoloji ve hatta kimya bilimleri güçlerini birleştirmiş ve böylece ortaya astrobiyoloji, astrokimya gibi bilim dalları çıkmıştır. Bunun gibi, özellikle son dönemde nöroloji (sinir bilimi) ile farklı disiplinlerin ortaklaşa çalışmasıyla nörobiyoloji, nörokuantoloji gibi bilim dallarından söz edebilmekteyiz. Günümüz bilim anlayışında yeni fikirler ortaya atabilmek ve bu fikirleri destekleyici veriler bulabilmek bazen farklı bilim dallarının ortak çalışmasıyla mümkün olabilmektedir. Belirli bir konuda araştırma yaparken yalnızca tek bir bilim dalının verileriyle çalışmak yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle, ilgili araştırma konusu hakkında doğru sonuçlara ulaşabilmek birçok farklı açıdan yaklaşım yapmayı gerektirmektedir. Bu makalede, son dönemde disiplinlerarası bilim dallarında gerçekleştirilen deneylerin sonuçlarına dayanarak şamanizmin kökeninde yar alan ve günümüze kadar hiç araştırılmayan, görmezden gelinen olgular bilimin verileri kullanılarak açıklanmaya çalışılmıştır.

Şamanlar (kam, bakşı, böge, udagan vb.) söz konusu olduğunda klasik bilim görüşünün konuya yalnızca teorik ve yüzeysel baktığı, bu nedenle de şamanizmin mistik veya ezoterik olarak düşünülmesi gerektiği algısı ortaya çıkmıştır. Şamanların sahip olduğu birtakım yeteneklerin bilimsel yöntemlerle nasıl açıklanabileceği hiç düşünülmemiş, düşünülse de şamanizme yalnızca sosyolojik ve dinsel açıdan bakılmış, şamanların olağandışı zihinsel yetenekleri bir türlü bilimsel “veri” olarak tanımlanamamıştır. Bunun nedenlerinden biri şamanizm araştırmalarının yalnızca sosyologlar, tarihçiler veye Türkologlar tarafından yapılıyor olmasıdır. Bir sinir bilimcisinin veya kuantum fizikçisinin şamanizm ile ilgilenmesi ve bu konuyla ilgili bilimsel bir araştırma yapmış olması ülkemizde pek sık rastlanan bir durum değildir. İkinci neden ise disiplinlerarası çalışmaların ülkemizde maalesef henüz farkına bile varılamamış olmasıdır. Halbuki en basitinden şamanların o veya bu şekilde zihinlerinde gördükleri ve tasarladıkları şekiller, desenler, sahneler ve de bunların kaya üstlerine, mağara duvarlarına ve daha sonra halı ve kilimlerimize resmedilmiş olmaları bilimsel bir “veri”dir. Şamanların bazı hastaları iyileştirebilme yetenekleri bilimsel bir “veri”dir. Şamanların insanüstü veya doğaüstü denilen “geleceği görme”, “telepati” gibi terimlerle açıklanan fenomenleri gerçekleştiriyor olmaları da bilimsel bir “veri”dir. Çünkü bu olgu çok kez gözlenmiştir, fakat ne yazık ki akademisyenler tarafından sürekli görmezden gelinmiştir. Sık olarak gözlenen bu durumların veri sınıfına alınmaması ya da daha doğru bir söylemle görmezden gelinmesi bilimin yöntemi olamaz. Görmezden gelmek, bilimsel kılıflara uymuyor demek, bilimsel değil bilim dışı bir yöntemdir. Bilim, verileri elinin tersiyle itmez, aksine olayların üstüne gider, araştırır, veri toplar ve olumlu veya olumsuz bir sonuç sunar.

Arınma ayini, Kızıl,Tıva

Arınma ayini, Kızıl,Tıva

Şamanların bitkileri ve hayvanları duyabildikleri, onların ruhlarıyla iletişime geçebildikleri veya en azından haklarında öyle düşünüldüğü bilinen bir olgudur. Basit deyimle, şamanlar doğada gerçekleşiyor olan birtakım fenomenlerin farkındadırlar veya bunu algılama konusunda sıradan insanlardan daha hassastırlar. Burada şamanizme bir gizem, mistik bir olay gözüyle bakılırsa şamanların garip ve anlaşılamaz davranışlarından dolayı onlara bu gibi şeylerin atfedildiği veya yakıştırıldığı fikri ortaya atılabilir. “Ruh” terimi, mistik, ezoterik bir kavram olduğundan, yalnızca bu kelimenin çağrıştırdığı algı nedeniyle çoğu bilim insanının şamanizmi bilimsel araştırmalara konu edemeyecek olması öngörülebilir. Fakat, burada ‘ruh‘ terimine dinsel veya ezoterik değil de fiziksel bir gerçeklikmiş gibi bakıldığında sorun da ortadan kalkmış olacaktır. Örneğin, kızılötesi kameraların biz insanlar gibi yaşam formlarını algılayabiliyor olmasının nedeni insan bedeninin, daha doğrusu bedeni oluşturan hücrelerin saldığı ışınımdır. Bu ışınımı kızılötesi kamera teknolojisi henüz ortaya çıkmamışken görme kabiliyetine sahip veya algıları buna hassas olan hipotetik bir kişi, pekala onu ‘ruh’ veya ‘ruhlar’ şeklinde tanımlayabilirdi. O halde, yalnızca gelenekselleşmiş bir kelimeye takılıp, onun ardına sığınıp bu şekilde olası verileri görmezden gelmek bilimsel anlayışa sığmaz diye düşünülebilir. Bilim insanı, “Acaba bu olgunun arka planında ne olabilir?” mantığıyla problemlere yaklaşmalıdır.

The Head of the Shamanistic Center,Kızıl,Tıva

The Head of the Shamanistic Center,Kızıl,Tıva

Acaba bitkiler modern insanın ve bilim insanlarının zannettiği gibi kendi halinde, öylece kaynatılıp yenilmeyi bekleyen ve yalnızca oksijen ihtiyacımızı karşılayan canlılar mıdır, yoksa bir zamanlar şamanların tanımladığı türden gizemli yaşam formları mıdır? Şamanlar bitkilerin birbiri ile iletişim kurabildiklerine, ormanın bu nedenle kendileriyle konuşabildiğine inanırdı. Bu tür bir konuşma elbette bir diyalog şeklinde ele alınmamalıdır. Nevill Drury‘e göre şamanlık bir görü (vision) geleneğidir, doğal dünyanın tanrı ve imgeleriyle bağ kurmaya yarayan değiştirilmiş bilinç konumlarının eski bir kullanım pratiğidir [1]. Peki bitkiler birbirleriyle iletişim kurabilir mi? Şamanlar doğadaki örüntüleri görebilir ve ritimleri algılayabilirler mi? Türklerde neden “kömey (khöömei)” denilen bir gırtlak müziği vardır ve bu müziğin esas kaynağı şamanlar mıdır? Kuantum biyoloji, nörokuantoloji gibi bilimler şamanların dünyasını anlamak adına bize yeni bir yol gösterebilir mi? Şimdi bu sorulara cevap arayalım.

Bitkilerin ses dalgalarıyla etkileşebildiklerine ve onlardan fiziksel olarak etkilendiklerine dair gerçekleştirilen bilimsel çalışmaların sayısı son dönemlerde giderek artmaktadır. Bu bilimsel çalışmalardan birinde bitkilere yöneltilen ses dalgaları sonucunda onların fiziksel ve kimyasal yapılarında meydana gelen olası değişimler konu alınmıştır. Dr. Reda Hassanien ve çalışma arkadaşlarının gerçekleştirdikleri bazı deneylerin sonuçları 2014 yılında ‘Journal of Interactive Agriculture’ dergisinde yayımlanmıştır. “Bitkilerde Ses Dalgalarının Etkileri Konusunda Gelişmeler” adlı makalede şu bilgiler aktarılmıştır: “Ses dalgası teknolojisi birçok farklı bitkiye uygulanagelmiştir. Farklı frekanslardaki ses dalgalarının, ses basıncı düzeylerinin, pozlama (uygulama) sürelerinin ve ses kaynağının bitkiden olan uzaklığının bitki gelişimine etki ettiği gözlenmiştir. Deneyler açık hava ve sera koşullarında farklı işitilebilir ses frekanslarında ve ses basıncı düzeylerinde yürütülmüştür. 1 kHz frekansta, 100 dB (desibel) şiddette ve 0.2 metre uzaklıkta (kaynağın bitkiden olan uzaklığı) callus hücrelerinin hücre duvarı akışkanlığının ve hücre bölünmesinin daha iyi sağlandığı ve aynı zamanda koruyucu enzimlerin ve endojenik hormonların daha aktif olduğu gözlenmiştir.” [2]. Bu bilimsel deneyin de gösterdiği gibi bitkiler ses dalgalarına karşı duyarsız değildirler. Günümüzde ses dalgaları ve bitkiler arasındaki ilişkiyi ele alan çalışmalar ‘biyoakustik’ adı verilen çalışma alanında yapılan deneyler ile birlikte yürütülmektedir.

Bitkilerin birbirleriyle kimyasal madde ve ses dalgaları aracılığıyla iletişim kurabiliyor olmaları bilimsel yöntemlerle kanıtlanabilir mi? Elbette bunun için öncelikle bu fenomenlerin bilimsel yöntemlerle ele alınabileceğini düşünebilen açık fikirli bilim insanları gereklidir. Bunlardan biri Batı Avustralya Üniversitesi’nden Monica Gagliano‘dur. Gagliano, biz insanların doğanın bize sundukları konusunda aşırı korumacı olduğumuzu ve kendimizi kapalı bir kutudaymış gibi sınırlandırdığımızı, aslında doğanın bize kullanabileceğimiz birçok şey sunduğunu belirtmektedir [3]. California Üniversitesi’nden Richard Karban, son 15 yılda elde ettiğimiz bilgilere göre bitkilerin kendi aralarında kurdukları iletişimin eskiye oranla daha fazla kabul edilebilir olduğunu dile getirmektedir. Yine Karban‘a göre uçucu organik bileşikler (VOCs: Volatile Organic Compounds) ilk kez bitki bilimciler Jack Schultz ve Ian Baldwin tarafından 1980’lerin başında teorik olarak öne atılmış ve bugün bu uçucu bileşiklerin bitkilerin kendi aralarındaki iletişimlerde kullanılıyor olduğu kanıtlanmıştır [4]. Gagliano‘ya göre bitkilerin kökten-köke meydana getirdikleri alarm sistemleri, ekosistemi yani ağaçların oluşturduğu ormanı birbirine organik olarak bağlamaktadır. Gagliano, bu internet benzeri ağın, mantarlar aracılığıyla gerçekleşmesinin mümkün olduğunu ve ayrıca bitkileri birbirine bağlayan bu ağ yoluyla akustik sinyallerin de gönderilebileceği bilgisini vermektedir [5]. Radboud Üniversitesi’nden Josef Stuefer‘e göre de bitkiler kendi aralarında bir iletişim şebekesi oluşturabilmekte ve hatta bitki virüsleri bu ağı kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmektedir [6]. British Columbia Üniversitesi’nden Orman Ekologu Suzanne Simard ise yaptığı bilimsel araştırmada ilginç sonuçlara ulaşmıştır. Simard‘a göre ormanda yer alan yaşlı ve dev ağaçlar daha genç ve küçük ağaçlara mantarların bizzat oluşturduğu bir ağ aracılığıyla bağlanabilmektedir. Bu dev ağaçların olmadığı ortamlarda ise çok sayıda fide ve ağaç bile bu iletişimi verimli olarak sağlayamamaktadır. Simard, dev ağaçların tüm bitki ekosistemini bu ağlar aracılığıyla yönetebiliyor olabileceğini de düşünmektedir. Simard‘ın son araştırmasına göre ormanda bir bölgede dev bir ağaç (ana ağaç diye tanımlıyor) kesildiğinde, ardından daha genç ağaçların dayanıklık kat sayılarının azaldığını tespit etmiştir [7]. Dr. Grace Augustine[1] ise ağaçların kökleri arasında nöronlar arasındaki sinapsların yaptığı türden bir çeşit elektrokimyasal iletişimin olabileceğini belirtmiştir [8]. Şamanlar için en önemli ögelerden biri olan ve kültürümüzün derinliklerine kadar işlemiş olan hayat ağacı veya dünya ağacı motifine bir de bu gözle bakabilir miyiz? Şamanların ruhsal veya göksel yolculuklarında kullandıkları, üst, orta ve alt dünyaları birbirine bağlayan hayat ağacının kökeni acaba aktarılan bu bilimsel fikirlerde aranabilir mi? Hayat ağacının kökeni ormanları yöneten dev ve yaşlı ağaçlar mıdır? Yoksa şamanlar hayat ağacına ruhsal olarak tırmanmıyorlar da bu dev ağaçların diğer ağaçlarla gerçekleştirdikleri elektrokimyasal iletişime mi ortak oluyorlar? Veya şamanlar bu iletişimi bir şekilde algılayabiliyorlar mı? Kamlar bu elektrokimyasal ağa sindirdikleri bazı özel mantar ve bitki türleri aracılığıyla, onların zihinsel etkisiyle bağlanıyor olabilirler mi? Öyle görünüyor ki, şamanizmin bilimsel arka planında biyoakustik ve biyokimya gibi bilim dalları bulunmaktadır. Gagliano‘nun şu sözleri tam da bu noktada önem kazanmaktadır: “Şamanlar bitkilerin seslerini duyabildiklerini ve bu sesleri öğrenebildiklerini söylerler. Belki de bizim daha önce dikkat etmediğimiz noktalara önem verdiler. Bu gerçekten ilgi çekici. Biz bu bağlantıyı kaybetmiş olabiliriz fakat bilim günümüzde bunu yeniden keşfetmek için çalışıyor.” [9]. Bugün özellikle Orta Asya’daki Türklerin yaptığı ‘kömey (khöömei)’ denilen gırtlak müziğinin kökeninde şamanizmin olduğu düşünülebilir mi? Şamanların bu sesleri doğayı dinlemek, onu dillendirmek amaçlı yaptıkları düşünüldüğünde onların doğa-ritim-ses bağlantısını çok iyi algılayabilmiş ve içselleştirmiş olduklarını söyleyebiliriz. Belki de şamanlar kendi çıkardıkları seslerle ve yardımcı psikoaktif bitkilerin sindirimiyle birlikte zihinlerinde birtakım imgeler yaratabiliyor ve onlardan bazı anlamlar çıkartabiliyorlardı.

Hayat Ağacı,Kazan,Tataristan

Hayat Ağacı,Kazan,Tataristan

Şamanizmin bilimsel arka planında biyoakustik, biyokimya bilim dallarının yanında nöroloji ve kuantum fiziği de yer alıyor olabilir mi? Son dönemde disiplinlerarası bilimler olan kuantum biyoloji ve nörokuantolojinin çalışma alanları hakkında çok sayıda makale yayımlanmıştır (Grandpierre ve ark., 2013[2]; Gardiner ve ark., 2010[3]; Sayın 2011[4]; Persinger ve Dotta, 2011[5]; Limar 2011[6]; Tarlacı 2010[7]). Bu bilimsel makaleler kuantum fiziği prensipleri (kuantum dolanıklık, kuantum sıçraması vb.) ile beyin aktiviteleri arasındaki ilişkileri konu almıştır. Bugüne kadar görmezden gelinen veya üzerinde durulmayan beyin ve zihin kaynaklı fenomenlerin gizemi kuantum fiziği – nöroloji ilişkisi ile çözülmeye çalışılmaktadır. Şamanların da deneyimlerinde zihin kapasitelerini fazlasıyla kullandıklarını düşündüğümüzde eğer varsa kuantum fiziği – zihin – bilinç ilişkisini iyi anlamak gerekmektedir. O zaman şamanizm bir mistizm olmaktan çıkıp bilimsel bir veri sınıfına konulabilecektir. Şamanın ruhsal yolculuğunun bilimsel arka planını California Üniversitesi’nden Michael Winkelman şu şekilde açıklıyor: “Şamanizm insan bilişselliğinin doğasında kökleri bulunan, görünür deneyimlerle temsil edilen görsel sembolizmi üretmek adına beynin farklı seviyeleri boyunca olan bilgiyi birleştirmek için bilincin değiştirilmiş durumunu irtibatlandıran bir olgudur.” [10].

İnsanlar gelecek hakkında bilgi sahibi olabilir mi veya henüz yaşanmamış bir olay insanları etkileyebilir mi? Klasik fiziğin nedensellik ilkesine göre bu mümkün görünmese de son dönemde yapılan bazı bilimsel deneyler bunun mümkün olabileceğini ortaya koyuyuyor. Cornell Üniversitesi’nden Psikolog Daryl Bem bu tür deneyleri yapan ve olumlu sonuçlar alan bilim insanlarından yalnızca biridir [11]. Bunun dışında çok sayıda deneyin sonucunda geleceği görme ve önsezi olaylarının yaşanabildiği gösterilmiştir (Puthoff ve Targ, 1976[8]; Targ ve Katra, 1998[9]). ESP (Extrasensory Perception: Duyudışı Algılama) fenomeni ve özellikle önsezi kuantum zihnin (quantum mind) bir sonucu veya onun gösterilmiş özellikleri olarak açıklanmaktadır (Temkin 1982[10]; 1999[11]). Temkin‘e göre insanların geleceği öngörebilmeleri onlara evrimsel açıdan da büyük bir avantaj sağlayabilir, çünkü insan toplulukları bu şekilde birçok potansiyel tehlikeden korunabilir [12]. Northwestern Üniversitesi’nden Psikolog Julia Mossbridge ve çalışma arkadaşlarının bilimsel bir deneyde elde ettikleri sonuçlarda ise deneklerin 1-10 saniye sonrasını görebildikleri belirtilmiştir. Deneyde, deneklerin 1-10 saniye sonrasında karşılarına çıkacak olan uyarıcıya önceden tepki verebildikleri gözlenmiştir. Deney grubu bu fenomene ‘Öngörülü Nedensel Olmayan Aktivite‘ adını vermiştir. [13]. Bu deney sonuçları açıkça gösteriyor ki, kültürümüzde de binlerce yıldır yer alan altıncı his, içine doğmak, hissetmek gibi terimlerin bilimsel arka planının olması şiddetle muhtemeldir. Şamanlara atfedilen gelecekten haber verme ve bunu toplumun yararına kullanma olgusunun arka planında nörobiyoloji, nörokuantoloji gibi bilim dallarının olduğunu görebilmekteyiz. Ayrıca, yine rüyalar ve telepati fenomeni ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalar bu fenomenlerin de bilimsel yöntemlerle açıklanabileceğini öngörmektedir. Özellikle anneleri ile çocukları ve birbirine duygusal olarak çok yakın olan çiftlerin telepatik deneyimler yaşıyor olması bilim insanları arasında hararetle tartışılan konulardan biridir. Bu konuda en ciddi deneyleri Cambridge Üniversitesi’nden Rupert Sheldrake yürütmektedir [14]. Yakın bir gelecekte insanların ve dolayısıyla şamanların telepatik yetenekleri konusundaki bilgi düzeyimizi arıtabilecek deney sonuçlarıyla karşılaşabiliriz.

Şamanların iyileştirici güçleri veya en azından vücudun belirli yerlerindeki hastalıkları doğru tanımlayabilmelerinin nedenini bilimsel arka planda arayabilir miyiz? Cevap evettir. Şamanların insanların hastalıklı bölgelerini, organlarını saptayabilmelerinin bir yolu var: biyofotonlar. Biyofotonlar, biyolojik sistemlerden yayılan oldukça zayıf şiddette foton salınımlardır (Bishof 1995). Bitkilerin tüm yaşayan hücreleri, hayvanlar ve de insanlar çıplak gözle görülemeyen ancak özel donanımlarla algılanabilen bu ışınımı yayarlar. Bu ışık salınımı, yaşayan bir hücrenin fonksiyonel durumunun da göstergesidir. Dolayısıyla herhangi bir ölçüm yapıldığında hücrenin o anki fonksiyonu anlaşılabilir olur. Sağlıklı ve kanserli hücreler biyofoton salınımlarındaki farklılıklar incelenerek tespit edilebilir. Günümüz kanser araştırmalarında bu yöntem kullanılmaya başlanmıştır. Erken hastalık tanısı, kimyasal ve elektromanyetik kirlilik testleri ve biyoteknolojinin bazı alanlarda bu yöntemler uygulanmaktadır [15]. Nöropsikolog Karl Pribram‘a göre beynin ve sinir sisteminin ve belki de tüm insan bedeninin oluşturduğu biyofoton alanı, hafızanın ve bilinçle ilgili diğer fenomenlerin altında yatan sebep olabilir [16]. Görüldüğü üzere vücutta herhangi bir zarara uğramış ve hastalıklı olan bir bölge biyofoton salınımdaki farklılıklar nedeniyle vücudun sağlıklı bölgelerinden ayrılabilir. Gözle görülemeyen bu etkiyi acaba bazı şamanlar beyinlerinin henüz işlevini bilemediğimiz bölgelerinin aktif olmasıyla algılıyor olabilir mi? Ya da birtakım psikoaktif bitkiler yardımıyla biyofoton salınımları onlara görünür oluyor olabilir mi? Peki şamanlar hasar görmüş bu bölgeleri nasıl iyileştirebiliyordu? Ses dalgaları ve müzik bu sorunun cevabı olabilir mi? Ses dalgaları ve müzikle iyileştirme olgusu hakkında da bilimsel deneyler tasarlandığını ve gerçekleştirildiğini burada belirtelim. Özellikle Dr. Mitchell Gaynor’un bu konudaki çalışmaları dikkat çekicidir [17]. Büyük bir cesaretle fakat haklı olarak sorduğumuz bu soruların bilimsel deneyler sonucu olumlu veya olumsuz olarak cevaplandırılabileceğini umalım.

Görüldüğü üzere hakkında çok şey yazılan ve çizilen şamanizm yalnızca sosyolojik ve dinsel açıdan ele alınmamalı, özellikle son yıllarda hızla gelişen disiplinlerarası bilim dallarınının yaklaşımlarıyla birlikte dikkate alınmalıdır. Bugün mistik yönleriyle ifade edebildiğimiz şamanizm hakkında eldeki veriler dışında yeni bilimsel verilerle desteklenirse çok daha fazla şey öğrenebilir. Artık şamanizme yeni çağ (new age) akımının bir parçası, ruhçu ya da spiritüel açılardan bakılmamalı, şamanizm bu sınıfa sokulmamalıdır. Şamanizme bilimsel perspektiften bakarak inançlarımızın kökenindeki doğacı, bilimsel felsefeyi kavrayabilmeliyiz.

Özgür Barış Etli

Advertisements

Hulki Cevizoğlu İle Ceviz Kabuğu – Göbeklitepe’nin Sırları – Ön Türkler (13.06.2015)


Gökyüzünü bulutların sardığı zamanlarda bulutların arasından sızan gün ışığı HUUN-HUUR-TU

Gökyüzünü bulutların sardığı zamanlarda bulutların arasından sızan gün ışığı HUUN-HUUR-TU

İlhamlarını Asya Türk kültüründen, Şamanizmin derin derin hissedişinden, doğa sevgisinden, insan sevgisinden alan ve New York Times’ın “Müziğin mucizesi” olarak tanımladığı dünyaca ünlü Huun Huur Tu müzik topluluğu Türkiye’de.

GRUBUN İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Farklı bir tarz olsun istedik güneş gibi vursun, çarpsın anlamında. Gökyüzünü bulutların sardığı zamanlarda bulutların arasından sızan gün ışığı demek.

Daha önce dünyaca ünlü Frank Zappa, The Cheieftains, Guitar gibi gruplarla çalışmalarda bulundunuz, Türkiye’den kimlerle çalışmak isterdiniz?

Tam olarak ünlü müzisyenlerinizi tanımıyoruz, bu konuda bilgi alıp eğer o müzisyenler de isterlerse Türkiye’de de çalışmalar yapmak isteriz.

1997’de Türkiye’de bulunduğunuzda Bulgar grubu Angelite ile konser verdiğinizde, o zamanki Türkiye ile şimdiki Türkiye arasında bir fark görüyor musunuz?

Daha önce İstanbul’a geldik, şu an ilk defa Anadolu’ya geliyoruz. Bir karşılaştırma yapmamız oldukça güç.

Şarkılarınızın ana teması genelde hikâye odaklı, mesela chira khoor (cırra hor) şarkısında kocası kendisinin kol ve ayaklarını kestiğinde kendi kendini iyileştiren altın prenses Aldyn (dangynal)’ın hikayesinden söz eder.

Huun Huur Tu

Huun Huur Tu

Bu hikâyelerin ve şarkıların ilham noktası nedir?

Ortaya çıkış serüveninden bahseder misiniz?

Bu şarkıları biz tarih boyunca, hayat boyunca gezerek, Tuva da ve Moğolistan’da yaşayan halk hikâyelerinden çıkarıyoruz. Dilden dile yayılarak günümüze ulaşmış mistik hikâyeler.

NEDEN GELENEKSEL ÇALGI ALETLERİ KULLANIYORSUNUZ?

Bunları aletleri öğrenme süreciniz aileden mi geliyor yoksa müzikle uğraşmaya başladığınızda mı merak sardınız?

Bunlar bizim geleneksel aletlerimiz, babadan aileden gelmiştir. İlk öğrenme sürecimiz gelenekten ve ailemizden gelmektedir. Ayrıca bazı çalgı aletlerini grubumuzdan Alexsey Saurıglar yapıyor.

Müzik hayatınızdaki en büyük başarınız olarak tanımladığınız olay neydi?

Sahneye çıkışımız, böyle farklı bir müzik yapmış olmamız bir başarıdır. Bizim için de seyirciler için de birer hatıra oluyor. Yaptığımız çalışmalar hayatlarımızdan bir sahnedir. Halk yaptığımız müziği seviyorsa biz devam ederiz.

Favori şarkılarınız arasında en çok sevilen fly fly my sandess,orai la boldula gibi parçalar sizce neden bu kadar sevildi?

Halk bu şarkıları belki daha iyi hissediyor olabilir. Kelimelerin anlamlarını bilmeseler bile duyguları bu şarkıları sevmelerini sağlıyor.

Albüm isimleriniz; “Sürümde 60 atım var”, “Bir kartal olarak doğmuş olsaydım eğer” gibi geleneksel bir grup olduğunu çağrıştırıyor, geleneklerinizi özellikle vurgulamak için mi bu isimleri seçtiniz?

Elbette ki, ayrıca daha ayırt edici olsun, anlamları derin olsun diye bu tür isimler seçiyoruz.

Kaigal-ool Khovalyg

Kaigal-ool Khovalyg

9-Kayseriyi nasıl buldunuz?

Dağlar gözümüze çarptı ve muhteşemdi, burada kendimizi evimizde gibi hissettik. Tuva’dan, Sayan dağlarından çıkan Türklerin, neden buraya dağlık bölgeye geldiklerini anlıyoruz, öz ataları da dağlarda yaşamışlardı

10-Müziklerinizdeki ilham kaynağı nedir?

Bizim memleketimiz, dağlarımız, kültürümüz en büyük ilham kaynağımız. Amerikalı etnik müzik yapan bir müzisyen etnik müziği şöyle tanımlar; bizim yaptığımız müzik temel oluşturur. Bu şarkıları dinlerken dinleyicinin gözünün önünde resim çizer, o bölgelere gitmeyen kişi bu müzikleri dinleyip gözünde canlandırabiliyor. Bizim ilham kaynağımızın çıkış noktası da tam olarak, tabiatla insanın karşılaşması macerasını ve sevgisinin mesajını veriyoruz müziklerimizde, tabiat ve insan sevgisini buluşturuyoruz.

Müziğin Mucizesi


Türk Töresi “Kımız”


The Altaic Language Family


TUVALARIN ESKİ GELENEKLERİ / Korunması Gereken EvciI Hayvanlar

Korunması Gereken Evcil Hayvanlar

Atın başına vurmak yasaktır. At barış zamanında insanın çevik gölgesi, savaş
zamanında savaşçının güvenilir arkadaşıdır. At, yeryüzünde en yiğit, en güzel,
en faydalı ve en çevik canlıdır. Dağlarda, derelerde geyik hızlı derler, at ondan
daha hızlı. Düzlükte, ovada deve hızlı derler, at ondan daha hızlı. Atın başına
vurmak, atasının başına vurmak demektir. Atının başına kamçı vuran kişi, ömrünün
geri kalanında şeytanların elinden kurtulamaz ve kara cehennemi boylar.
Yeryüzünde yaratılan at insanın en faydalı arkadaşıdır.
Atın başı yere doğru çekilmez. Tuvalılar atının başını ağaç dalına bağlar. Atla
yola gidilirse insanoğlu açlıktan ölmez. Eski Tuvalılar ölen atın başını ağaç
üzerine asarlarmış.Ölen Şamanın cesedi çardağa bırakılırmış. Onların temiz kemikleri
toprağa bulaştırılmaz derler.

Sakatlamnış geyik yere atılmaz. Toju halkının sevgili ve faydalı arkadaşı geyiktir.
Yaralanmış veya ayakları çıkan, kırılan geyikler yere atılmaz. Geyiği yere
atan insan en sevdiği arkadaşını yere atmış gibi olur.
Atın yelesi kesilmez. Tuva insanın ilhamı atının yelesinde saklıdır. Atının yelesini
kesen insanın ruhu sıkılır.
Öküzün başına dizgin vurulmaz. Öküze burunluk takılır, semer vurulur. At
eyerlenir ve dizgin vurulur. Hayvanların eşyaları birbirine vurulup takılırsa, evdeki
mallar kırılır.Dişi deve yavrusundan ayırılamaz. Deveye “üzüntülü mal” denir. Yavrusunun
öldüğü yere üç yıl boyunca gelir ve orada ağlar.
Koç boynuzu atılmaz. Koyunla at sıcak nefesli hayvanlardır. Koçun boynuzu
eşya asmak için askılık yapılır. Böyle yapılırsa insan zenginleşir.
İnek ve keçi soğuk nefesli hayvanlardır. İnek buz üstüne sürülmez, sürülürse
ayaklarını kırar. Tok yaşamak isteniyorsa inek korunup esirgenmelidir.
Kutsal sayılan ata kamçı sa11anmaz. Kutsal boyuna bıçak çekilmez. Kutsal at
ve koyun ahırına bağlı, sahibine karşı müşfiktir. Kutsal at bulunan yılkıdan kulun,
kutsal koyun bulunan sürüden kuzu çalınmaz.


Yak boğası kışın ahıra bağlanmaz. Yaka, “yabani atalı mal” denir. Kışın en
soğuk olduğu günlerde yak boğası dağların başına doğru çıkar. Soğuktan donmaz, kurttan korkmaz. Yabanı hayvan da, yak da, insan da kendilerine uygun
yerlerde yaşamalıdır.
Tuvalılar besi hayvanının bağlandığı yeri baltayla kesmez, ağıl yıkılıp bozulmaz.
Eyerli at ağıl yanında dinlenir. Sürü ahırın içinde huzurludur. Hayvancılık
yapan insan; hayvanların yaşayacağı yeri, otlanacağı yeri, yatacağı ağılını dört
mevsime uygun olarak hazırlar.

Prof. Dr. Ekrem ARIKOĞLU

Tuva Belgesel Film Tanıtım Videosu


TUVALARIN ESKİ GELENEKLERİ / Öldürülmesi Yasak Olan Av Hayvanları, Kuşlar ve Balıklar

Öldürülmesi Yasak Olan Av Hayvanları, Kuşlar ve Balıklar

Tuva yurdunda avcılık en eski tarihten beri devam edip gelmiş. Bizim atalarımız
hayatlarını devam ettirmek, çoluk çocuğunu besleyip büyütmek, yokluk ve
kıtlığa düşmernek için; karadaki av hayvanlarını, kuşları ve balıkları uygun şekilde
avlayıp yemiş. Bütün bu av hayvanlarını gereksiz yere öldürmeyi yasaklayan
gelenekler de var.
Kuş yavruları öldürülmez. Kuşun yavrusu da insan yavrusu gibidir. Merhamet
duygusu insanın küçüklüğünden başlar.
Köstebek deliğinin ağzına zehir koymak yasaktır. Atalarımız, yer altında yaşayan
hayvanların yuvalarının ağzına suyu akıtmazlarmış. Tarla faresi, sıçan, yılan,
porsuk, köstebek delikleri kapatılmaz; çünkü bu saydıklarımız depremi ilk
anlayan hayvanlardır.
İnine giren balıkları öldürmek yasaktır. Balıklar güzün inine giderken, yazın
ininden çıkarken öldürülmez. Balıkların saklandığını suyun durgun yerleri, Tuva
inancında kutsalolarak görülür. Buzların arasında sıkışarak kalmış balıklar da
öldürülmez. Bu türbalıklar yerlerinden alınarak nehrin akan yerlerine bırakılır.
Yavrusu olan kara avları da avlanmaz. Yavrusu olan ceylan, maral Tuva avcılarınca
öldürülmezmiş. Yavrusu bulunan av hayvanı dinlenirken ürkütülmez,uzağından geçip gidilir. Bu hayvanları öldüren kişinin çoluk çocuğu hastalanır.
Eski Tuvalılar av hayvanını, kuşu ve balığı çok korumuştur ve esirgemiştir.


Tuvalılar kartalı nadir olarak öldürür. Kartal tüyleriyle ok atar, Şamanların.börklerini
süsler. Kartalın çevikliği, erkekğin yiğitliğine benzer.
Tuva’nın yüksek ormanıarında ak ayıyla seyrek karşılaşılır. Tuva avcıları ak
ayıyı görünce ateş etmezler. Ak ayı insanın yolunu gösterir, bu yüzden öldürülmez.
Ayının adı da doğrudan söylenmez; çünkü ayı kulağıyla yerde olanları işitir.
Ormanın av hayvanları çok kar yağdığında, aç kurtlardan kaçmak için ağılın
yanına kadar gelir. Bu hayvanlar da öldürülmez.
Kemirgenleri öldürmek yasak. Eski Tuva masallarında; tüm hayvanların canını
kemirgenler korurlar. Gök giirleyip, yağmur yağmaya başlayıp, yıldırım düşeceği
zaman önce kernirgenin haberi olur ve bağırmaya başlayarak diğer hayvanları
haberdar eder. Diğer hayvanlar bu haberi alarak kendilerini korumaya
alırlar.
Eşi olan turnayı öldürmek yasaktır. Günle gece, yerle gök, soğukla sıcak, erkekle
dişi tabiatın dengesidir. Onlar bu şekilde eşleşmiş olmasa hayat olmaz. Eş
turna, eşinden ayrılırsa hayatı boyunca kendine eş bulamadan yaşar.
Ak, kara, kızıl kurdu öldürmek yasaktır. Eskiden Tuva yurdunda ak, kara, kızıl
kurt çokmuş. Onları her gören öldürınüş ve nesIini azaltmış. Kökbörü çoğalarak,
av hayvanlarına ve besi hayvanlarına diişman olmuş. Bu yiizden o öldiiıüliir.
Kızıl kurt gören insan çocuk toyuyla karşılaşır. Ak kurt gören insan uzun yola
gider. Kara kurt gören insan matara ağzı açar (içki içer) derler.Yaşlı yaban keçisini öldürmek yasaktır. Yaban keçisi sarp kayalarda yaşar.
Yaşlandığında durmadan yatıp dinlenir. Genç yaban keçisi avcı gördüğünde sarp
kayalar arasında kaybolur gider. Yaşlısı kaçamaz. Buna rağmen çukurluk alanlarda
değil de dağın yüksekliklerinde yaşayarak yurdundan ayrılmaz.
Guguk kuşunu öldürmek yasaktır. Tuva’da guguk kuşuna “ıraajı” (şarkıcı
kuş) derler. Çiçekler açıp, melez ağaçları kozalaklandığında, guguk kuşu muhteşem
yazı seHimlar. Guguk kuşunun öttüğü yerde süt fazla, çocuklar şarkılı türkülü
olur.

Prof. Dr. Ekrem ARIKOĞLU

Tuva Belgesel Film Tanıtım Videosu


KÜLTÜREL MiRAS OLARAK TUVA MÜZİĞİ

Tuvalar Güney Sibirya’da, Köktürk metinlerinde “Kögmen Yış” olarak geçen, bugünkü Sayan dağları ile güneydeki Tannu Uula dağları arasındaki geniş vadide yaşayan, Moğollar, Hakaslar, Altaylarla komşu olan Türk topluluğudur. Ülkeleri, Yakutistan kadar olmasa da kışları oldukça soğuktur.Tuvalıların yeryüzündeki sayıları üç yüz bin civarındadır. Ülkelerinin genişliği 170.500 km2 dir. Ülkelerinde çoğunlukla hayvancılık yaparak geçimlerini sağlarlar.
Her toplumun kendine ait değerleri olduğu gibi Tuvalıların da başka toplumların dikkatini çeken, kendilerine has özellikleri vardır. Tuvalılar tarihin bilinen zamanlarından beri bugünkü bulundukları bölgede yaşamaktadırlar. Dolayısıyla tarihin çeşitli dönemlerinde başka yurtlara göçen Türk topluluklarının yaşadıkları kültürel değişmeleri onlar kadar yoğun yaşamamışlardır. 20. Yüzyıla kadar idaresinde bulundukları Moğollar aracılığıyla Tibet Budizmini kabul etmişlerdir. 20. Yüzyılda uzun zaman idaresinde kaldıkları Rusya’dan teknoloji ve kültürel alanda yoğun bir şekilde etkilenmişlerdir.
Bunlara rağmen Türk toplulukları içerisinde eski kültürel değerlerini en iyi koruyanlardan biri Tuvalardır dersek yanılmış olmayız.Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla bazı Türk toplulukları bağımsızlıklarını kazanırken, Rusya Federasyonu içerisinde kalanlar ise nispeten özlerine dönme çabalarını yoğunlaştırır. Tuva’da da Budizmin ve Kamlık inancının değerlerine yeniden dönüş başlar. Millî kültürün öne çıkarılan değerleri sadece din değildir elbette. Dil, edebiyat, sanat alanında da canlanmalar görülür. Bu canlanma görülen alanların başında Tuvalı müzisyenlerin kendine has yorumlarıyla batının, özellikle Amerika’nın müzik yorumcu ve araştırıcılarının dikkatini çekmeleri, Tuva’yı dünyaya tanıtan en önemli araçlardan biri olur.

Tuva Bayrağı

Tuva Bayrağı

 

 

TUVA MÜZİĞİ

Tuva insanının en önemli özelliği yaşadığı tabiatla bütünleşmesidir. Zor Sibirya şartlarında insanoğlunun varlığını sürdürebilmesi tabiatla uyum içinde olmasıyla mümkündür. Tabiatla uyum içerisinde olmak onun şartlarına uyum göstermekle olabilir. Bu uyumu gösterebilmek için tabiat, çevredeki bitkiler, hayvanlar, onların hangi durumlarda nasıl tepki gösterdikleri iyi bilinmelidir.
Binlerce yıldır bir parçası olduğu coğrafyayla bütünleşen Tuvalıların kültürlerinin her alanında bunun izleri görülür. Dağların, suların, ormanların sahipleri (iyeleri) vardır. Dağdaki, ormandaki her canlı bir değer taşır. Toplum bu değeri anlayıp yorumladıkça yukarıda bahsettiğimiz yaşama kolaylığı sağlanmış olur.Tuvalılar, hemen her toplulukta olduğu gibi, sevinçlerini, sevgilerini, hüzünlerini ırlar yoluyla dile getirirler. Ir Tuvalıların genel halk kültürü içerindeki Türküleridir denilebilir. Irların bir çeşidi olan kojamıktar Tuva toplumundaki insanların Türkü yoluyla birbirleriyle atıştıkları türün adıdır. Kojamık kızlı oğlanlı grupların birbirleriyle atışmaları için kullanıldığı gibi, herhangi iki farklı yerleşim yerinden insanların birbirlerini yermek veya övmek için de kullandıkları bir türdür. Irlar genel halk tarafından gündelik hayatta, her yerde ve her zaman söylenegelen müziklerdir. Bu türün klasik olanları olduğu gibi, gençler arasında her an popüler olup kısa sürede unutulan pop tarzı da yaygındır.Fakat bizim burada bahsedeceğimiz Höömey genel adıyla bilinen, Sibirya toplulukları ve Moğolistan’da da yaygın olarak kullanılan gırtlak ezgileridir. Bu tarz batılılar tarafından Throat Singing veya Overtone Singing olarak adlandırılır. Höömey müziği bir enstrüman eşliğinde söylenebildiği gibi enstrüman olmadan da söylenebilir. Pek çok çeşidi bulunan höömeyin temel özelliği daha çok gırtlaktan aynı anda birden farklı sesin bir ritim esasında çıkarılabilmesidir.Gırtlak şarkıcısı, öyle bir ses yaratır ki, bu herhangi bir sıradan konuşurun veya şarkıcının sesine benzemeyen, aynı anda iki farklı sesin harmonisini oluşturan bir şelale uyumundadır (Edgerton, 1999:80). Tuvaca höömey kelimesi Moğol kökenli khoomey’den gelir ve anlamı “gırtlak”tır. Tuvalıların inancına göre ilk müzikler tabiatta suyun sesinden, rüzgârın hışırtısından, tabiattaki canlıların seslerinden doğmuştur. Tabiattaki her varlığın bir iyesi vardır ve bu iyelerin ruhları kendilerince tınılar, sesler çıkarırlar. İşte bütün bunlar müziğin çıkış noktalarıdır. Tuva’da günümüzde de yaygın olarak yaşayan kamlık (şaman) inancına göre göklerde ve yerde var olan her nesnenin ruhu vardır. Kam bu ruhlarla irtibata geçme yeteneği olan kimsedir. Dolayısıyla kam her canlının, her nesnenin çıkardığı sesi taklit eder. Çoğu tabiatın içinde çobanlık yapan Tuva insanı da içinde bulunduğu, sesini işittiği tabiat içindeki canlı ve nesnelerin bu seslerini taklit etme yeteneği geliştirir. İşte bahsettiğimiz höömey müziğinin kökleri Tuva insanının çevresiyle kurduğu bu ilişkiyle bağlantılıdır.

Kongar-ool Ondar

Kongar-ool Ondar

Tuva müziğiyle ilgili araştırmaların tarihi 19. Asra uzanır. 1944 yılında Tuva Dil, Tarih ve Kültür Araştırmaları Merkezinin kurulmasıyla bu araştırmalar yoğunlaşır. Fakat Tuva müziğinin batılılar tarafından keşfi Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonra olmuştur. Özellikle Amerikan caz müzik sanatçısı Paul Pena 1984 yılında başlayan Tuva gırtlak müziğine olan ilgisiyle 1993 yılında San Fransisko’da Tuva sanatçısı Kongar-ool Ondar’la konser verir. Kongar-ool’un davetiyle 1995 yılında Tuva’ya gelerek II. Uluslararası Höömey festivalinde Kargıraa söyler. Söylediği şarkı izleyiciler tarafından birinci seçilir. Pena’nın bu yolculuğuyla ilgili çekilen “Genghis Blues” belgesel dalında Nobele aday gösterilir.

 

 

Tuva Cumhuriyeti Hükümeti 31 Ocak 1993 tarihinde, “Uluslararası Höömey Merkezi” kurdu. Bu merkezin amacı höömeyin teorik ve pratik sorunlarını geniş bir yelpazede çalışmalar yaparak araştırmaktır. Merkez aynı zamanda etnografya, tarih, Şamanizm konularıyla ilgili araştırma yapacaktır. Uluslararası Höömey Merkezinin amaçları arasında; Höömeyin korunması ve geleneksel kültürün geliştirilmesi; höömey konulu bilimsel araştırma organizasyonu yapma; bir kayıtlar arşivi oluşturma; uluslararası müzik yarışmalarında katılım, höömey için dünya halkları arasında konferanslar ve festivaller organizasyonları yapma. Uluslarası Höömey Merkezi 6. Uluslararası toplantısını 2013’ün temmuz ayında gerçekleştirdi.Höömeyin pek çok türü vardır. Kargıraa, sıgıt, borbannadır, ezengileer en yaygın türlerdir. Kargıraa: Taklidi bir kelimedir ve boğazdan hırıltılı ses çıkarmak anlamına gelir. Dağ ve bozkır kargıraaları olmak üzere iki temel türü vardır. Boğazdan şarkı söyleme geleneğinin en yaygın türüdür.Gırtlakta ses perdeleri rahat kullanılır. Dağ kargıraası perdesinde stilleri düşüktür ve çoğu zaman burun etkileri içerir, bu bazen homurdanma sesi gibi gelir. Bozkır kargıraasında genellikle boğaz daha gergindir ve daha yüksek bir eğimde söylenir.

Sıgıt: Kelime anlamı “ıslık” demektir. Güçlü, delici, fülütünküne benzer bir ses çıkar.
Borbaŋnadır: hareket ettirmek, oynatmak, yuvarlamak, koşturmak. Kuşların cıvıldaşması, derenin şırıldaması gibi. Sesler alçalıp yükselerek bir harmoni oluşturur.
Ezeŋgileer: Üzengiye bindirmek. Atın yürüyüş şekillerinin yükselip alçalarak taklit edildiği höömey türüdür.

1.Dumçuktaar – doğaçlama; Seslerin burundan doğaçlama olarak çıkarılmasıyla yapılır.
2.Uyangılaar – şefkatli ağlamaklı şarkı ruhu sürüm; yumuşak tonda, alçalan sesle elde edilir.
3.Damıraktaar – derenin taklit; su akışının taklidi yapılır.
4.Sirleŋnedir – sarsıcı; titreme seslerinin çıkarılması.
5. Hörekteer: sesi göğüsten çıkarmak.

Tabiattaki seslerin yansıtılması tarzında başka türleri de bulunan höömey tarzı ve çeşitleri her geçen gün artmaktadır. Normalde kadınların bu tarzda müzik icrası toplum tarafından yadırganırken, son zamanlarda geçler arasında bu tarz müziği yapanlar vardır. Bugün Tuva’da yaklaşık bin beş yüz kadar höömey sanatçısı bulumaktadır, bunlardan otuz kadarı kadındır. Höömey iki, üç, dört telli müzik aletleri ve vurmalı enstrümanlar eşliğinde icra edilir.

Prof. Dr. Ekrem ARIKOĞLU

Huun Huur Tu Kaliforniya Konseri


Hun Türk Kurultayı – Macaristan 2014


Video

Altay Cumhuriyeti


Video

Tuva Cumhuriyeti


Dukha Halkı Kayıp Türkler

Moğolistan’a Tuva’dan gelen, avlarını paylaşan, ormanlardan yemiş toplayan, doğayla uyumlu ortaklaşmacı bir toplum olan Dukhalar, Sayan Dağları’nda yaşayan ve nesli hızla tükenen rengeyikleriyle birlikte göçebe olarak yaşıyor. Ren geyiklerinin sütü ve peyniriyle, topladıkları yaban yemişleriyle beslenen bu topluluğun Türk dilini konuşması dikkat çekiyor. Şaman inançlarını sürdüren Dukhalar, doğa ile çok özel ilişkiler içindeler. Kirlenmesin diye nehirlerde ellerini bile yıkamıyorlar.


Benim Adım Nomkun -Rengeyiği Türkleri

Moğolistan’da yaşıyorlar, Türkçe konuşuyorlar, suç işlenmiyorlar, kadın erkekten ya da erkek kadından üstün değil… En eski Türk topluluklarından olduğu belirtilen Dukhalar belgesel oldu.

Atlas Dergisi Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek ve fotoğrafçı Selcen Küçüküstel, Moğolistan’ın Kuzey sınırındaki Sayan Dağları yamaçlarında yaşayan ve Türkçe konuşan ‘Dukha’ adlı toplulukla 2 ay geçirdiler.

BELGESEL HAZIRLADILAR

Yüksek ve Küçüküstel, dünyada benzeri olmayan özellikleriyle Türklerin en saf, en eski sırlarına sahip olduğu belirttikleri Dukhalar’ın çadırına konuk oldular. Dukhaları inceleyen Özcan Yüksek ve Selcen Küçüküstel, “Dukha Halkı Kayıp Türkler” adlı belgesel hazırladılar. Belgeselin tanıtımı bugün İstanbul’da gerçekleşti. Dukhalar için dünyadaki insanlardan çok farklı yaşadıklarını söyleyen Özcan Yüksek, “Tarih öncesini yaşayan ve bizimle aynı dili konuşan bir toplumla karşı karşıyayız” dedi.

Yüksek, “Bundan 10 bin yıl önce insanların yaşadığı şekilde yaşıyorlar. Herşeyi ortaklaşa paylaşıyorlar. Aralarında eşitlikçi ilişkiler var. Suç işlenmiyorlar. Kadın erkekten ya da erkek kadından üstün değil. Ren geyikleriyle birlikte onların vahşi göç yollarında onlarla birlikte dolaşıyorlar” şeklinde konuştu.

Yeditepe Üniversitesi Kültürel antropoloji Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi olan Selcen Küçüküstel de Dukhalarla çok çabuk anlaştığını bir hafta içinde günlük düzeyde konuşabilecek duruma geldiklerin söyledi. Küçüküstel, Dukhaların Türkçe kökenli bir dil konuştuklarını ve dillerinin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

DUKHALAR HAKKINDA

Moğolistan’a Tuva’dan gelen, avlarını paylaşan, ormanlardan yemiş toplayan, doğayla uyumlu ortaklaşmacı bir toplum olan Dukhalar, Sayan Dağları’nda yaşayan ve nesli hızla tükenen rengeyikleriyle birlikte göçebe olarak yaşıyor. Ren geyiklerinin sütü ve peyniriyle, topladıkları yaban yemişleriyle beslenen bu topluluğun Türk dilini konuşması dikkat çekiyor. Şaman inançlarını sürdüren Dukhalar, doğa ile çok özel ilişkiler içindeler. Kirlenmesin diye nehirlerde ellerini bile yıkamıyorlar.


Ancestors-Ögbeler-Atalar ( Lyrics in Tuvan -Turkish-English )

Yenesei - Ene sai - Yenisey

Ögbeler

Enesajym Sajan Taŋdym

Erte shagdan churtum chüve

Erig khojug sygyt khöömej

Egüür shagdan yrym chüve

Kargyraanyŋ ögbeleri

Khaja dashche khuulza-daa

Kadyg setkil ujaradyr

Kargyraalaar tölder biste

Khöömej sygyt ögbeleri

Közhee dashtar aparza-daa

Khörek chürek khajymnaldyr

Khöömejleer tölder biste

Kargyraanyŋ ögbeleri

Khaja dashche khuulza-daa

Khöömej sygyt ögbeleri

Közhee dashtar aparza-daa

 

Atalar

Yeniseyim, Sayan Tandım!

Erken çağlardan yurdum ayakta!

Eriyip koyulaşıp sıgıt kömey,

Akar çağlardan türkülerim ayakta!

Kargıranın ataları

Kayaya taşa koyulsa da,

Üzüntüden uzak tutan

Kömeyler çoğalır bizle.

Kömey Sigit ataları

Köşe taşlarında aparsa da

Sandık yürekte kalırlar

Kömeyler dölverir bizle.

Kargıranın ataları

Kayaya taşa konulsa da,

Kömey Sigit ataları

Köşe taşlarında aparsa da.

 

 

Ancestors

My Yenesei, my Sayan, and my Tannu

are truly my ancient land.

Melted and thick sygyt and xoomej

are truly my ancient song.
Although the ancestors of kargyraa

morphed into petroglyphs

There are kargyraa-singing decendents with us

who cast away bad moods
Although the ancestors of xoomej and sygyt

became stone monuments

There are xoomej-singing decendents with us

who make the chest and heart boil
Although the ancestors of kargyraa

morphed into petroglyphs

Although the ancestors of xoomej and sygyt

became stone monuments


Documentary film about Tuva from series “Happy people”

Documentary film about Tuva from series “Happy people”.
Producer: Dmitry Vasyukov
Director: Mikhail Barynin
Camera: Semen Amanatov
Composer: Radik Tyulyush
The documentary was screened in Moscow in January, 2014. Filming supported by the Russian Geographical Society.
Spectacular landscapes filmed in the different seasons. Traditional cultures: reindeer herders in Tozhu, Russian orthodox old-believers in Kaa-Khem province and the steppe nomads-cattlebreeders.
The composer Radik Tyulyush will give an intro to the documentary.
Free admission.

 

http://tyulyush.wordpress.com/

 


Altay Müziği-Balaban Kaz

bul bizding avıl jaylağan jer av
jürerge asıl kulın baylağan jer av
közime ot jalıngday körindi ay
aykasıp, kulın tayday oynağan jer ay!

ey, ahav, sabaz!
uşırdım uyasınan balaban kaz ay!
uşırdım uyasınan balaban kaz ay!

bul ölke bizding avıl küzegen jer av
karagöz boyın sılap, tüzegen jer av
közime ot jalınday körinedi ay
kolang şaş uvädesin üzbegen jer ay!

ey, ahav, sabaz!
uşırdım uyasınan balaban kaz ay!
uşırdım uyasınan balaban kaz ay!


Throat singing styles

There are various techniques of khoomei, some giving the effect of multiple tones by emphasizing overtones. Some famous groups from Tuva who feature throat-singing are Huun-Huur-Tu, Chirgilchin and the Alash Ensemble and National Tuvan Orchestra.

Throat singing styles are endless, but generally Tuvan’s recognize five styles:
1. Khoomei (Xoomei) is a midrange style, featuring a subtle overtone melody. It can be used with singing worlds.
2. Borbangnadyr is a rolling style reminiscent of water in a stream.
3. Sygyt is high overtone whistle.
4. Kargyraa is a low, rumbling style
5. Ezengileer is style that imitates the metallic clanging of ezengi.

Some Instruments:
1. Igil is two a stringed bowed instrument held between the legs. Igil could be like the great-great grandpa of the cello.
2. Doshpuluur is a three-stringed instrument. The front and back are made of skin.
3. Byzaanchy meaning “calf” four-stringed bowed instrument.
4. Mergu is end blown overtone flute
5. Limpi is open side six-hole flute.
6. Shynggyrash is basically bells made from horse tackle.
7. Kengirge is large frame drum. First introduced by Tibetan Buddhist and both sides are made of goatskin.


The old yurts

The old yurt is covered with animal skin and some parts by birch tree bark. In the mind of a Siberian the yurt is always in the centre of universe and microcosm. The entrance faces south. Behind the fire is the most honored spot located on the north side.The left side is for women and right is for men; the right is also where they keep their weapons and ritual objects. The left side is also the cooking area.
Movement in the yurt is important and must be done in a clockwise direction —this direction is according to the path of sun. The path of the sun acts as a time clock during the day. The centre of the yurt is the most sacred place and is where the fire is located.
see more: http://karel.hlobil.com/siberia


Shamanism and Music

People may have different opinions of shamanism and its music, but nobody can completely ignore this phenomenon. Although music is only one layer of shamanic culture, being rooted in the humanity and folklore images and can be called as a ‘Forefather’ of modern literature as well as roots nature interrelated in all its diversity of centuries. While preparing for a shamanic ritual, the shaman has to throat-sing a sygyt piece. The symbolic essence of sygyt is to help the soul call his spirit-helpers.The shaman sets up a soundscape using the natural setting: rustling breezes, bird calls, voices of domestic animals. Music helps the shaman and other participants in kamlanie to locate and enter the inner world, opening the inner spiritual ear. Secondly, musical sounds call spirits and transport the shaman on a journey. Thirdly, both the rhythm and timbre of the musical sound help the patient through the effects of specific frequencies of the human body and promote healing.Throat singing (Khoomei) is one of many ancient arts. Some people believe that khoomei was birthed from a desire to speak the language of nature, translating the earthly sounds of a whistling wind, rivers and gurgling brooks into human tones supported by spirits. This very unusual singing technique involves a single vocalist producing two and sometimes three distinct tones simultaneously.
see more: http://karel.hlobil.com/siberia


Genetic Origins of the proto Turkic Peoples and their Relatives


Zaman Yolcusu Türklerin izinde – Tuva -Belgesel

Türkler… Sonsuz bozkırların çocukları… Doğudan batıya, durmaksızın, ışığın peşinde koşanlar… At üstünde geçen, destanlarla dolu, en az 4 bin yıllık öykünün kahramanları… Birbirinden farklı yüz ve ifadeler… Ama aynı dili konuşan insanlar..! Kim bu Türkler… Türk ismi ilk kez nerede ve kimler için kullanıldı? Orta Asya onların gerçek vatanı mı? Neden batıya göç ettiler? Geride kimler kaldı? Kimlere Türk deniyor..? Orhun Yazıtları’ndan, Yenisey kıyılarındaki Şaman ayinlerine… Kızgın Gobi Çölü’nden, eksi 20 derecedeki Tanrı Dağları’nın doruklarına… Uzmanlar, tanıklar, ve biraraya getirilen binlerce yıllık bulgular…


Zaman Yolcusu Türklerin izinde Sibirya – Hakasya – Tuva -Belgesel

Türkler… Sonsuz bozkırların çocukları… Doğudan batıya, durmaksızın, ışığın peşinde koşanlar… At üstünde geçen, destanlarla dolu, en az 4 bin yıllık öykünün kahramanları… Birbirinden farklı yüz ve ifadeler… Ama aynı dili konuşan insanlar..! Kim bu Türkler… Türk ismi ilk kez nerede ve kimler için kullanıldı? Orta Asya onların gerçek vatanı mı? Neden batıya göç ettiler? Geride kimler kaldı? Kimlere Türk deniyor..? Orhun Yazıtları’ndan, Yenisey kıyılarındaki Şaman ayinlerine… Kızgın Gobi Çölü’nden, eksi 20 derecedeki Tanrı Dağları’nın doruklarına… Uzmanlar, tanıklar, ve biraraya getirilen binlerce yıllık bulgular…


Zaman Yolcusu Türklerin izinde – Moğolistan – Orhun Vadisi

Türkler… Sonsuz bozkırların çocukları… Doğudan batıya, durmaksızın, ışığın peşinde koşanlar… At üstünde geçen, destanlarla dolu, en az 4 bin yıllık öykünün kahramanları… Birbirinden farklı yüz ve ifadeler… Ama aynı dili konuşan insanlar..! Kim bu Türkler… Türk ismi ilk kez nerede ve kimler için kullanıldı? Orta Asya onların gerçek vatanı mı? Neden batıya göç ettiler? Geride kimler kaldı? Kimlere Türk deniyor..? Orhun Yazıtları’ndan, Yenisey kıyılarındaki Şaman ayinlerine… Kızgın Gobi Çölü’nden, eksi 20 derecedeki Tanrı Dağları’nın doruklarına… Uzmanlar, tanıklar, ve biraraya getirilen binlerce yıllık bulgular… “Zaman Yolcusu” 36 bin kilometre yol yaptı, 8 ülke gezdi, aktüel tanıklığını sürprizlerle dolu bir yol öyküsüne dönüştürdü..! Ahmet Yeşiltepe Orhun Vadisi’nden Buhara’ya Kadim Türklerin unutulmuş öyküsünü anlatıyor…


Zaman Yolcusu Türklerin izinde – Belgesel – Moğolistan 2013

Türkler… Sonsuz bozkırların çocukları… Doğudan batıya, durmaksızın, ışığın peşinde koşanlar… At üstünde geçen, destanlarla dolu, en az 4 bin yıllık öykünün kahramanları… Birbirinden farklı yüz ve ifadeler… Ama aynı dili konuşan insanlar..! Kim bu Türkler… Türk ismi ilk kez nerede ve kimler için kullanıldı? Orta Asya onların gerçek vatanı mı? Neden batıya göç ettiler? Geride kimler kaldı? Kimlere Türk deniyor..? Orhun Yazıtları’ndan, Yenisey kıyılarındaki Şaman ayinlerine… Kızgın Gobi Çölü’nden, eksi 20 derecedeki Tanrı Dağları’nın doruklarına… Uzmanlar, tanıklar, ve biraraya getirilen binlerce yıllık bulgular… “Zaman Yolcusu” 36 bin kilometre yol yaptı, 8 ülke gezdi, aktüel tanıklığını sürprizlerle dolu bir yol öyküsüne dönüştürdü..! Ahmet Yeşiltepe Orhun Vadisi’nden Buhara’ya Kadim Türklerin unutulmuş öyküsünü anlatıyor…


Tuva Respublikası – Belgesel

Üstte gök çökmedikçe,
Altta yer yarılmadıkça,
İli de töresi de devam edecek
Tuva Türklerinin…


The Land of Promise

The Republic of Tuva, with its eagles and blue and white mountain peaks covered with melting snow, is gorgeous. The beauty of the region leaves one restless with imagination. Tuva is a testament to the cultural wealth of the people — it is embodied in tradition.The main city, Kyzyl, is far from picturesque and is isolated from the rest of Russia by the mountains, situated in the middle of the Asia.
read more : http://karel.hlobil.com/siberia

East_Sayan - Copy


The Valley of Kings reveals its secrets

The ceremonial opening of the second field season of the archaeological and geographical expedition of Russian Geographical Society “Kyzyl-Kuragino” took place on 8 June 2012 in the camp “The Valley of Kings”(the Republic of Tyva, Kyzyl).

In view of tragic events which had happened in the republic the day before, the ceremony began with a minute of silence. President of the Society S. K. Shoigu for reasons beyond his control was not able to be present at the opening of the second season.
see more: http://int.rgo.ru/news/the-valley-of-kings-reveals-its-secrets/

Tuva - Tyva

Tuva – Tyva

The panther of Tuva

The panther of Tuva


Tuva, Beautiful and Mysterious…

Tuva is a small republic in the heart of Asia – a region that is unique and extraordinary in its beauty and natural resources. It is there where you can find five geographical zones – from the Southern Siberia taiga forests to the Central Asia semi-deserts – and meet such neighbors as the inhabitant of mountain peaks, the snow leopard, and the “ship of the desert”, the camel.

Tuva enables you to travel across the alpine meadows, tundra, forest-steppe zone and deserts just in a day or two. Tuva has more than eight thousand lakes, 100 of which are the big ones. Its territory is a complex system of mountain ranges where the great river Yenisei is born, highlands, deserts and semi-deserts with valleys between them. The mountains are covered with taiga, but you can also come across completely bold and dazzling white rocks.

See more: http://int.rgo.ru/grants-news/tuva-beautiful-and-mysterious/

Tuvinian Girl

Tuvinian Girl


Kuragino-Kyzyl

In 2006, the Russian Federation Government approved an investment project to build a railroad Kuragino-Kyzyl which should connect the capital of the Tyva Republic with Kuragino transport node (the Krasnoyarsk region). This project is listed as one of the priority projects in the Russian Federation Transport Strategy until 2020, and it is vital for the social and economic development of Tuva.
See More: http://int.rgo.ru/expeditions/archaeological-and-geographical-expedition-kyzyl-kuragino/

Kuragino-Kyzyl

Kuragino-Kyzyl


Tuva: Shamans and Spirits

Clips from a moving documentary of the Foundation for Shamanic Studies’ 1993 expedition to help, at their invitation, the Tuvan peoples of Central Asia revive their shamanic traditions, nearly destroyed under Soviet Communism. Michael Harner offers commentary on shamanism and shamanic healing.


Chamanes de Tuva

Après des décennies de persécutions soviétiques, les chamanes de Touva reviennent glorieusement sur le devant de la scène. Depuis le début des années 90, cette petite république sibérienne au sud ouest de la grande Russie, aux accents plus mongols que slaves, re-découvre avec bonheur et de manière assez chaotique ses traditions, croyances et coutumes. Dans la capitale, Kyzyl, les centres chamaniques affichent la liste des rituels proposés et leur tarif. Les chamanes reçoivent dans leur cabinet de consultation aux heures de bureau et les clients font sagement la queue comme dans n’importe quel dispensaire. Maladies, malheurs, mal-être, malédiction, mauvais sort : toute la journée les diagnostics fusent, mais rapidement des solutions sont proposées. Car l’avantage avec les esprits, c’est que tout peut se négocier et se réparer. Kara Ool est le grand chef chamane du centre Adyg Eeren, le totem de l’Ours. Il est responsable d’une dizaine de chamanes qui vivent au centre. Tous ont des histoires personnelles complexes et sordides qui, de la folie à la misère, en passant souvent par l’alcoolisme, les ont menés à s’installer dans ce centre et à y trouver réconfort et stabilité. Ils y ont surtout trouvé un statut social : enfin, ils peuvent être reconnus comme chamane. Accéder à la fonction chamanique n’est pas un choix personnel, mais un appel des esprits ancêtres qui vont tourmenter le candidat élu jusqu’à ce qu’il accepte son destin et devienne leur intermédiaire auprès des vivants. La cure thérapeutique est une négociation avec les esprits rendue possible par le don spécial du chamane, qui lui seul peut leur demander la réparation du mal. Le chamane n’est rien, ont-ils l’habitude de dire, seuls les esprits ont du pouvoir. Depuis quelques temps, des occidentaux viennent aussi leur rendre visite. Certains veulent devenir chamanes, d’autres ont des problèmes à régler, mais dans les deux cas, la confrontation culturelle ne va pas de soi. De nombreux malentendus persistent quant à la fonction même du chamane et sa cure thérapeutique. Des deux côtés des ajustements sont nécessaires pour que la rencontre puisse se faire malgré tout. Certains chamanes vont même jusqu’à adapter leurs pratiques pour répondre aux besoins de leurs nouveaux clients et apprentis potentiels. La rencontre du New Age et des pratiques ancestrales donne un chamanisme épuré des contingences culturelles qui tend à un chamanisme universel. La république de Touva deviendrait-elle un nouveau lieu touristique, mêlant spiritualité et exotisme? Cet article propose de le découvrir. Laetitia Merli, Reporter et réalisatrice de documentaires Docteur en Anthropologie, Spécialiste du Chamanisme en Mongolie et en Sibérie

Voir plus : http://picturetank.com/v2/?module=site&action=displayContactSheet&randomId=755de4c54c42d66b462711bf77d241f0&lang=fr&infoSet=o&orderSet=o&publicLanguagesOnly=1

Rituel pour l'éclipse solaire par le Chaman Tatiana.

Rituel pour l’éclipse solaire par le Chaman Tatiana.

Rituel pour l'éclipse solaire par le Chaman Tatiana

Rituel pour l’éclipse solaire par le Chaman Tatiana

Le Chaman Yury Nikolaevich Orchak dans son bureau en plein rituel.

Le Chaman Yury Nikolaevich Orchak dans son bureau en plein rituel.


Shamans of Tuva

Shamans of Tuva. With the split of Soviet Union spiritual and religious practices used to arise in former Soviet republics. New forms of traditional practices appeared to be, forms never existed before. Today practicing shamans in Tuva are organised into several competitive societies. They are officially registered to the state as practicing religious organisations, they pay taxes, have they own office, secretary and stuff, receive their clients to the cabinets of former state medical clinics. One of the most interesting and marginal societies between them- “Adyg Eeren” (“Spirit of Bear”) is located to the former clinic of the capital of Republic Tuva- Kyzyl. The chief of the society, shaman named Adyg- Tulush Kara-ool Dopchun-oglu is one of the descendors of an ancient tuvinian clan of bear. Each shaman in Adyg- Eeren is a caracteristic personality with it’s own unique history. Among others the only russian shaman in Tuva Dmitry Markov practicing to Adyg- Eeren. The report includes a number of events: ritual for the solar eclipse, ritual for calling of spirits at Kaa- Hem (Valley of Ancestors) at Maly Enisey river, healing of german tourist, healing of french anthropologist Laetitia Merly. Also- ritual of “cleaning” the car, shamans playing chess, working meeting of the group and issuing a “card of shaman”, medical examining of shamans by the doctors of the city clinic. The report was done in collaboration with a french anthropologist, specialist on contemporary shamanism, Doctor Laetitia Merly. The events took place to capital of republic of Tuva, town of Kyzyl in August 2008
See More: http://picturetank.com/v2/?module=site&action=displayContactSheet&randomId=755de4c54c42d66b462711bf77d241f0&lang=en&infoSet=o&orderSet=o&publicLanguagesOnly=1

Chief of Adyg- Eeren, shaman Adyg- Tulush Kara-ool Dopchun-oglu doing a ritual in his office

Chief of Adyg- Eeren, shaman Adyg- Tulush Kara-ool Dopchun-oglu doing a ritual in his office

Ritual of calling for spirits at Kaa- Hem (Valley of Ancestors) at Maly Enisey river. Drying and warming up a ritual drum before the ritual.

Ritual of calling for spirits at Kaa- Hem (Valley of Ancestors) at Maly Enisey river. Drying and warming up a ritual drum before the ritual.

Ritual shamanic drum between "Nivea" and "Adidas" in the offices of Adyg- Eeren

Ritual shamanic drum between “Nivea” and “Adidas” in the offices of Adyg- Eeren


TYVA: THE SOUNDS OF NATURE – Documentary

TYVA: THE SOUNDS OF NATURE

Sean Quirk came to Tyva to study the local phenomenon of throat singing 8 years ago and stayed in Kyzyl. He fell in love with a local woman and got used to a shabby Russian car. Elizabeth Gordon came to Tyva from Australia, to collect material for her thesis on womens’ throat singing in Tyva. Let’s find out what attracts people from around the globe to Tyva and what makes them stay in this ancient land of music, nomads and austere nature.

http://huunhuurtu.wordpress.com/

huun-huur-tu

huun-huur-tu


SHAMANS OF SIBERIA – Documentary

In windswept Siberia, shamans have for generations cured illnesses without touching their patients, sung with their diaphragms and controlled the weather. Some can travel over long distances and even levitate, hovering above the birch trees. They regularly communicate with kind and evil spirits. One of them, Tyurgen, manages to balance shamanism with life in industrial Chelyabinsk. Apart from his spiritual activities, he practices a unique musical style – electronic music with folk instruments, throat singing, and folklore-inspired lyrics. We also meet a doctor of anthropology who explains what really goes on in a shaman’s brain when he is in a trance state.

Flight of Shaman - painted by Ginny Hogan

Flight of Shaman – painted by Ginny Hogan


THE SPIRIT OF BAIKAL – Documentary

Lake Baikal is the world’s biggest, oldest and deepest lake, and many are entranced by the mysteries that surround it, including richly-dressed shamans, laconic Buddhist monks and Orthodox ‘Old Believers’. It also attracts leading international scientists who explore the region’s ecology and hope to explore the origins of the universe by detecting neutrinos beneath its surface. RTDoc explores some of the ancient beliefs of the Buryat people that have lived alongside the lake for countless generations, and joins the researchers that study Baikal using scuba equipment and ultra-light aircraft. Is there something supernatural about the placid lake and its serene surroundings, or is this simply, as physicist Nikolay Budnev puts it, “an intricate combination of exceptional natural factors”?

 Lake Baikal - Photo taken by Matthieu Paley

Lake Baikal – Photo taken by Matthieu Paley


TYVA – Documentary

Intrepid explorer Mark Ames continues his journey around Russia with a trip to the republic of Tyva. Bathing in the healing salt lakes, witnessing sacred shaman rituals and even testing his mettle in a local wrestling competition. Discover the secrets to be found when you step off the beaten path on RTDoc.


TYVA’S TREASURE – Documentary

TYVA’S TREASURE

A mountain people with their own unique culture and traditions. A land of Warriors, Farmers and Shamans. A place where Russia’s eastern Border meets the geographical heart of Asia.
Kalinool likes to discover hidden treasures in the mountains of Tyva. They are rich for mineral resources and are covered in cryptic engravings made thousands of years ago.
The twenty first century scientist doesn’t go on an expedition without asking his lama for spiritual guidance. Find out about this and other contradictions of Tyva on RTDoc.

TYVA

TYVA