Open your arms to change, but don't let go of your values

TUVA TÜRKLERİNİN DÜĞÜN GELENEKLERİ

Düğün
Eski Tuva’nın düğünü, atadan dedeye yayılıp gelen kendine has geleneklere sahiptir. Düğün, genç yaştaki kız ve erkeğin ailelerinin evlerinden ayrılarak birlikte yaşamalarının başlangıcıdır. Eski zamandaki Tuvaların düğünü çeşit çeşit gelenekleri içinde barındırmaktaydı:

1. Kız Çocuğunun Kıçının Altına Keçi Kılı Bırakmak
Kışlakta Sat Çambal ‘ın çadırı var diyelim. O çadırın sahibi kadın, kız çocuk doğurdu diyelim. Başka bir kışlaktan Monguş Bolat’ın bir oğlu bulunan çadırı var diyelim. O oğlanın annesi keçi kılını yoğunlaştınp yuvarlak hale getirerek, yeni doğan kız çocuğunun bulunduğu çadıra gider. Çadırda çocuğun ailesiyle hatırlaştıktan sonra, salıncaktaki çocuğu yerinden çözerek:
– Kızınızı büyüdüğünde gelin olarak alacağım, diyerek, koynunda sakladığı bir tutam kılı çocuğun altına koyar ve tekrar sarar.
Bebeğin annesi, Monguşlardan gelen kadına saygılı bir şekilde:
– Peki, öyle olsun, der.
Eğer oğlanın babası kız istemeye gelmişse, salıncaktaki kız çocuğunun babasına çakmak taşını verir. Kız çocuğunun babası ise kızını istemeye gelen erkeğe saygılı bir şekilde:
– Peki, öyle olur umarım, der.
Eski Tuvaların düğün geleneği kız çocuğu daha beşikteyken başlarmış. Çocuk büyüyüp evlenecek çağa geldiğinde istenir ve gelin olarak alınırmış. Üç atasından yakın kan bağı olan akrabalar birbirlerinden kız alıp veremezler, birbirlerine  dünür olamazlarmış. Bu geleneği eski Tuvalar çok kutsal olarak düşünüp yaşamışlardır.
2. Dileği Bildirme
Kız on beş, on yedi, on dokuz yaşlarına geldiğinde ailesi evlendirebilir. Eski geleneklerde; on dört, on altı, on sekiz yaşındaki kızlar kocaya verilmezmiş.Kız on beş yaşına geldiğinde “dileği bildirme” geleneği varmış. Oğlan tarafından görgülü ve yiğit bir kişi seçilir. Mataralar içkiyle, kaplar etle ve peynirle doldurulur ve kızın evine gönderilir. İstek için geldim, diyerek kızın ailesine varır. Tabaka değiştirilerek sigaralar içilir. Birlikte çay içilir. Kadeh kaldırılır. Oğlanın ailesinin arzusunu gelen kişi açıklıkla ifade eder. Kızın ailesi de ne düşündüklerini açık bir şekilde gelen kişiye anlatır. “Dileği bildirme” geleneği iki tarafın evlilik konusundaki düşüncesinin açık olarak ortaya çıkmasının bir gereğidir. Konuşmalar bitip, işin nereye gideceği anlaşıldığında:
– Yolumuz muvaffak oldu, diyen misafire kızın babası “Olsun, olsun’.’ diyerek cevap verir. İstek için gelen kişi kalkar ve atına binip gider.Kız istemeye gelen kişi iki kadeh içki içer ve kızın ailesiyle hoş bir sohbet eder. Bundan daha fazla içki içemez. Gelen kişi gözden kayboluncaya kadar, kızın ailesi çadınn yanında durarak onu yolcu eder.

3. Çayı Koparmak
Karşılıklı çay içmek eski zamanlardan beri Tuvaların bir geleneğidir. Hayatını hangi şartlarda yaşarsa yaşasın, Tuva insanı, çadırına gelen insana mutlaka çay ikram eder. Çadıra gelen kişiye bir bardak çay ikram edilmezse bu, en kötü
yol olarak görülür ve çok büyük cimriliğe işarettir. Çadırda çayın bulunması, gelen nıisafire bu çaydan kaynatılarak ikram edilmesi Tuvalıların eskiden beri kutsal saydığı gelenekleri arasında. Oğlan tarafından kız ve erkek akrabalardan bir grup seçilir. En iyi atlar eyerlenir. Oğlanın akrabaları, mataralara içkileri, içi dolu tencereleri, bir bütün çayı (Burada kastedilen çay arı peteği şeklindedir ve sıkıştırılarak sertleştirilmiştir.E.A.) ve bir miktar tütünü kızın ailesine götürür. Kız akrabalar ise renkli incilerden kızın ailesine götürürler. Oğlanın akrabaları kızın  akrabalarıyla karşılaşınca:
-Çayı koparayım, diyerek çayın kenarından kopardığı bir parçayı kızın annesine saygıyla sunar. Oğlanın kız akrabası, gelin olacak kızla karşılaştığında konuşur ve renkli incileri Çin’ den gelen ipliğe dizerek gelinin saçlarına bağlar. Koparılan çayı, paketinden çıkarılan tütünü kızın akrabaları ve komşuları içerler. Çay koparma ve sigara ikram etme geleneği gelinlik kızın kaynata ve kaynanasının olduğunu halka ilan etme anlamına gelir.

4. Nişan
Oğlanın anne ve babası gelinin ne zaman geleceğini öğrendiğinde yiyecek ve içeceğini hazırlamaya başlarlar. Oğlan tarafından nişan için gidecekler yola çıkmadan önce, kızın yakın akrabalarını, komşularını tek tek öğrenir. Hangi çadıra nasıl deri matarada, ne kadar içki götürüleceği, nasıl bir kap içerisinde hangi yiyeceklerin sunulacağı, hediye olarak nelerin verileceği önceden belirlenir ve ayrı ayrı kaplara konur. Sürahi, matara, ağaç bakraç içerisine içkiler konur. Heybeler, çıkınlar içerisine haşlanmış et, börek, çörek, peynir ve öğütülmüş yulaf konur. Nişan için gidilirken oğlanın anne ve babası, oğullarını ve yakın akrabalarını yanlarına alırlar. Saçıyı, ateşe saçacak kişi önceden seçilir. Nişan olduğu günün gündüzü ateşe saçı saçmak mutlaka yapılması gereken bir gelenektir. O kutsal geleneğe “ateşe saçı saçma” denir. Oğlanın anne ve babası tarafından pehlivan, cesur ve ağzı söz yapan bir kişi seçilir. Gelinin anne babasının çadırına doğru gidilirken öncelikle bu seçilen kişi ata bindirilir. Oğlan tarafından gelen bu kişi kızın en yakın akrabalarının çadırlarını dolaşarak ateşlerine saçı saçar, dua eder. Kızın ailesinin çadırına geldiğinde öncelikle bir kase “hoytpak” (bir çeşit kımız) içirtir. Arkasından bir kadeh içki sunar. Bundan sonra haşlanmış eti tabağı iyice doldurarak sunar. İş zora girecek olursa saçı saçıcı içkinin sertinden sunar. Nişan gününde saçı saçıcı kız tarafından mutlaka sıkıştırılır. Saçı saçıcı, oğlanın anne ve babasının ve akrabalarının adına kötülük gelmemesi için, içkiyi uygun şekilde az içer, yemeği yer. Yapması gereken en önemli şey ise kızın akrabalarının çadırlarını tek tek  gezmesidir. Nişan için gelenler kızın anne ve babasının çadırına gelerek atlarından inerler.Kaplardaki yiyecek ve içecekleri kızın babasına içirirler. Kızın babası bu yiyecek ve içecekleri konu komşuya dağıtır.Kızın anne ve babasının çadırına bütün akrabaları toplanır. Toplananlar az ise deri mataradan içki ikram edilir. Toplananlar çok ise içki kazan içine doldurulur
Her şeyden önce oğlanın babası kızın anne ve babasına yönelerek, “Çocuklarımı çiçeklendirmek için geldim.” diyerek ilk doldurduğu kadehi iki eliyle kızın babasına sunar. İçki dolu kadeh diğer oturanlara da sunulur. Bulunanlar az ise yalnız bir kadehle herkese içki sunulur. Çok ise iki kişi iki kadehle oturanlara içki sunar. İçkiyi sunan kişi öncelikle kızın akrabalarına hediyesini verir, daha sonra içki sunar. Hediye Çin veya Hindistan’dan gelmiş olur. Bu hediye keçi derisi dilinip, içinden ve dışından bükülerek elde edilen urgandır. Nişan olduğu günün gündüzünde iyi bir at veya deri matara seçip alınır. Öncelikle oğlan tarafı kız tarafının at seçmesi için hazırlıklı olur. Kız tarafından “nişan babası” denen kişi gelerek oğlan tarafından en iyi matarayı seçip alır. Bu ise dünür olmanın bir geleneğidir. Oğlanın akrabalarının gücü yeterliyse kız tarafının her birine ayrı ayrı mallar hediye eder.

5. Ayını Gününü Sorma, Düğün Yapma, Gelin Karşılama Eskiden Tuvalılar kendi soyunu dokuz kuşaktan beri bilirmiş. Kan akrabalarını çok iyi bilirler ve üç göbek yakınların oğlu kızı birbirleriyle evlennıez. Kızlar on beş, on yedi, on dokuz yaşlarında kocaya varırlarmış. Eski Tuvalarda evlenecek oğlanın, kızın ataları hangi ayda, hangi gün evden
çıkılacağını büyük Şamana sorarlarmış. Budizm Tuva’ya geldikten sonra kocaya varacak kızın hangi gün evden çıkacağı, kız alacak erkeğin hangi gün evleneceği, hangi tür bir ata binileceği lamadan sorulmaya başlanmış. Gelin olacak kız evinden ata binip giderken, atın dizginini kimin tutacağını da sorar. Lama bu kişinin uygun olup olmadığını söyler. Lama, karı koca olacakların doğduğu yıllara bakarak, onların birbirlerine uygun olup olmadıklarını da söyler. Kızın gelin gidecek ayını, gününü öğrendikten sonra anne babası da bu tarihi uygun bulmuşsa erkek tarafı düğün için gelebilir. Düğün, kızın anne babasının evinden çıkması demektir. Düğün, oğlanın kendi yuvasını kurması demektir.
Düğün günü kızı erkeğe verme günüdür. Düğün günü, kızın yeni kurulan evin büyük sahibi olması demektir.
İşte bütün bu gelenek, anlayışlar bizim atalarımızdan beri gelen törelerimizdir. Kızın anne ve babası, akrabaları; yiyeceğini, dört mevsim giyeceği elbiselerini, ayakkabılarını hazırlarlar, konuşulan günde ata bindirmeye hazır ederler. Kocaya varacak kızın atının dizginlerini, kız ile yılları uygun olan bir erkek çeker. Bu oğlan kızın bindiği atı evden uzaklaştırdıktan sonra dönüp gelir. Bundan sonra gelin olacak kız kendi atını kendisi yönetir. Düğün, gelin kızın anne babasının evinden ata binip çıkmasıyla başlar.
Gelin karşılama geleneklerin başka bir güzelliğidir. Kızın anne babasının evinden oğlanın anne babasının evi uzak ise gelin getirenler üç defa karşılanır. Aşacak aşıtta, geçecek geçitte ve duracak yerin yakınında üç defa karşılama yapılır. Gelenek ciddi ve ayrıntılı: Gelin getirenler birinci karşılanışta başka, ikinci karşılanışta başka ve üçüncü karşılanışta başka kişilerce karşılanır. Karşılayanlar erkek tarafındandır. Karşılayanların lideri deri matarada içkisi olan biri olur. Bu kişi öncelikle gelinin babası olmak üzere kız tarafından olanlara içki sunar.
Bu yolda durma geleneği; atlardan inerek durmayı, dinlenmeyi ve soğuk bir şeyler içmeyi amaçlamaktadır. Kız tarafından gelen misafirler gelinin ineceği yere yaklaşınca mutlaka karşılanır. Bundan kasıt uzaktan gelen kişileri dinlendirme amacına yöneliktir. Oğlan tarafı çayı kaynatıp çaydanlıklara doldurur. Yanına yemekleri ve kap kaçağı
alarak karşılanacak yere gidip beklerler. Karşılama bittikten sonra buraya getirilen kap kacak gelinin olur.

6. Çadırı Dolanma
Getirilen kızın eşyaları yeni kurulan çadıra yerleştirilir. Eski gelenekte yeni kurulan çadırın çevresinde gündüz üç defa dolanılır. Şayet yeni çadır kurulamamışsa, çadır kurulacak yere hir kazık çakılarak onun etrafında üç defa dolanılır. Yeni kurulan evin içinde şık, yeni elbiseli insanlar tıka hasa doludur. Oğlan tarafından bir kişi, hir kaba çay, hoytpak koyarak düğün için gelenlerin üzerine saçar. Bunun amacı herkesi güldürmek ve sohbeti koyulaştırmaktır. “Yaştan artar.” derler.
Yeni kurulan çadır içinde gelin orun (sedir) üzerine oturur. Gelini kadınlardan biri devamlı takip eder. Çıkışta ve girişte yanında olur. Gelinin başı kapalıdır. Gelinin başına giydirilen şeye “baştangı” (duvak) denir. Gelenler gelinin yüzünü görmesin diye gelinin karşısına kalın kumaş parçası gerilir. Bu saatte damat çadıra giremez ve gelinin yanına gelemez. Ancak ilk yıldız gökyüzünde göründüğünde gelinin yanına girebilir. Eski Tuvalarda yeni kurulan çadırın içinde iki gencin yeni hayatı başlar. Onların yanına on üç yaşına kadar çocuklar girebilirler.
Daha eskiden ise on üç, yirmi yaş arası gençler girerek oynayıp şarkılar söylerlermiş. Düğün olan yerde otuz yedi yaşını doldurmayanlar içki içemezlermiş. Kırk dokuz yaşını dolduranlar iki kadeh içki içerlermiş. Düğün olduğu yerde sarhoş olunmaz, bağrışma, birbirleriyle dalaşma olmazmış. Düğün olan yerde içkinin son kadehi yaşça en büyük olana sunulur. Bu ihtiyar kişi içkisini içerek; ateşe, yere, göğe içkisinden saçarmış. Düğün bittiğinde en yaşlı kişi şu sözleri söylermiş:
– Yeni kurulan çadırın ateşi sönmesin!

7. Alkış
Tuva düğününün bir başka özelliği ise geline alkış tutmaktır. Bu işi yapmak için Askak – Kaday (aksak kadın)’ın çok yaran dokunur. Akrabalardan uygun olan biri “aksak kadın” olarak seçilir. Aksak kadın bir bez içinde yulaf ve elinde
balta taşır. Aksak kadın bezdeki yulafı yerlere saçalayarak ve baltayla da yerlere vurarak yürür. Gelin ise aksak kadının eteğinden tutarak peşinden gider. Aksak kadın balta ve yulafını en son girdiği çadırda bırakır.
Aksak kadın, gelini kayın babası ve kaynanasının evine getirir. Kaynana bir kaseye süt koyarak önce kendi tadına bakar, sonra gelinine verir. Gelini de sütün tadına bakar ve tekrar kaynanasına verir. Bu gelenek gelinle kaynanasının tanışmasını ve yüz açmayı sağlar. Kayın babanın evinde gelin için alkış tutulur. Alkış, duayı kadınlar da erkekler de yapabilir. Bazılan çok güzel dua, alkışta bulunurken, bazılan da bu işte acemidir. Alkışta bulunmak yeni ev kurmuş gençlere çoluk çocuklu, varlıklı, sağlık içinde yaşamasını dilemektir. Tuvalarda alkış olmayan düğün olmaz.

 

Tuva’da gelin için yapılan bir alkış:

Düzenli kurulacak çadırlı ol kızım,
Tepeyi bürüyecek mallı ol kızım,
Kayalar, taşlar kadar etli ol kızım,
Sürüler kadar mallı ol kızım.

Eyerlediğin rahvan olsun kızım,
Sahip olduğun gümüş olsun kızım,
Öncü atın yürüyüşlü olsun kızım,
Yürüyenin rahvan olsun kızım.

Ağaçkakan gibi süslü ol kızım,
Keklik gibi eş dostlu ol kızım,
Koşarak dolaşılamayacak ağıllı ol kızım,
Şaşılacak kadar çok mallı ol kızım.

Dünya çiçekleri gibi güzel ol kızım,
ikiz ağacın kozalağı gibi eş dostlu ol kızım,
Ak boğa derisinden mataralı ol kızım,
Ak kayından kepçeli ol kızım.

Yazıya sığmaz yılkılı ol kızım,
Ağıla sığmaz koyunlu ol kızım,
Avlanmayı bilen oğullu ol kızım,
Yumuşak huylu kızlarla ol kızım.

Girip çıkacak halklı ol kızım,
Yağlı ballı yemekli ol kızım,
Yararlı aşlı, yemekli ol kızım,
Yanında bulunacak eş dostlu ol kızım.

Gireni karşıla kızım.
Çıkanı uğurla kızım,
Acıkanı doyur kızım,
Azana merhamet et kızım.

Hesaplı olma kızım,
Kepçeyle yemek pişirme kızım,
Cimri olma kızım,
Kaşıkla yemek koyma kızım.

Yola gidecek atlı ol kızım,
Çadır dikecek oğlanlı ol kızım,
Nakışlarla bezeli elbiseli ol kızım,
İğne tutar kızlı ol kızım.

Rüzgar gelirken barınaklı ol kızım,
Bela gelirken savunmalı ol kızım,
Oturup yaşayacak saraylı ol kızım,
Oddan, ateşten Tanrılı ol kızım.

Atalarına layık ol kızım,
Milletinle gurur duy kızım,
Ova geçerken tozlu ol kızım,
Geçit aşarken mallı ol kızım.

8. Gelinin Kayın Baba ve Kaynanasına çay İçirmesi
Alkış ve dua bittikten sonra yeni gelin kendi evine gelir. Bir gün geçtikten sonra, oğlan tarafından iki kadın gelinin getirdiği çeyizini derleyip düzenler. Annesinin öğrettiği şekilde gelin, kazan dolusu çayı kaynatır. Kayın babası,
kaynanası ve komşuları ak çadırına çay içmeye davet eder. Gelinin kaynattığı çaydan becerikliliği anlaşılır. Bu çay yeni kurulan evin şöhreti olarak kalır. çay içerken sohbetler edilir, tanışmayan kişiler varsa tanışırlar. Kaynatılmış çay Tuva çadırının en muteber içeceğidir. Ateş yanıyorsa üzerinde mutlaka çay bulunur. Evlenen gençler anne babasından, yakın akrabalarından hediye olarak çeşitli mallar alırlar. Bu mallar; keçi, koyun, dana, öküz, sütlü inek ve binek atı olmak üzere her çeşittendir. Bu, Tuva’nın konar göçer hayvancılık hayatında, akrabalar arasındaki yardımlaşmanın bir göstergesidir.

Prof. Dr. Ekrem ARIKOĞLU

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s